Bugün Ceuta’da yaşananlar ne ilktir ne de son olacaktır. Çünkü Ceuta, yalnızca İspanya’nın Afrika’daki bir sınır kenti değil; emperyalizmin, kapitalist sömürü düzeninin ve Avrupa’nın militarize edilmiş sınır rejiminin en çıplak biçimde görüldüğü coğrafyalardan biridir. Akdeniz’de her gün biraz daha büyüyen göçmen mezarlığı, tesadüflerin değil, bilinçli siyasal ve ekonomik tercihlerin ürünüdür.
Ceuta’da yaşananlar yalnızca binlerce insanın Avrupa’ya ulaşma girişimi değildir. Akdeniz’in ve Avrupa’nın dış sınırlarında yaşanan her ölüm, emperyalist savaşların, neoliberal yıkım politikalarının ve küresel kapitalizmin ürettiği eşitsizliklerin doğrudan sonucudur. Denizde boğulan insanlar “kaçak göçmen” değil; savaşın, açlığın, sömürünün ve sınır rejiminin kurbanlarıdır.
İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta son günlerde büyük bir göç hareketine sahne oldu. Binlerce insan Fas’ın Fnideq kıyılarından yüzerek Avrupa’ya ulaşmaya çalıştı. Yüzlercesi kurtarıldı, onlarcası yaşamını yitirdi. Denizde bulunan cesetler, parçalanmış botlar ve can simitleri, Avrupa Birliği’nin “insan hakları”, “özgürlük” ve “demokrasi” söylemlerinin sınır duvarlarına çarptığında nasıl dağıldığını bütün açıklığıyla gösterdi.
Bugün Avrupa’nın güvenlik adı altında inşa ettiği sınırlar, sermayeye ve mallara sonuna kadar açık; emekçilere, yoksullara ve mültecilere ise ölümcüldür. Göçü “güvenlik tehdidi” olarak tanımlayan Avrupa Birliği, insanları göçe zorlayan nedenlerin bizzat kendi emperyalist politikalarının sonucu olduğunu görmezden geliyor. Irak’ın işgali, Libya’nın parçalanması, Suriye’nin savaş alanına çevrilmesi, Afrika’nın doğal kaynaklarının uluslararası tekeller tarafından yağmalanması ve neoliberal politikalar milyonlarca insanı yerinden etti. Ardından aynı güçler, yerinden ettikleri insanlara sınırlarını kapattı.
Ceuta’da çekilen tek bir fotoğraf bu düzenin özeti niteliğindeydi. Uluslararası ajansların servis ettiği karede, Fas tarafındaki kayalık sınır hattında görev yapan bir güvenlik görevlisinin elinde büyük bir kaya ile sınırı aşmaya çalışan savunmasız bir göçmenin karşısında durduğu görülüyordu. Bu görüntü yalnızca bir güvenlik görevlisini değil, insan hayatını değersizleştiren bütün bir sınır rejimini simgeliyor. Avrupa’nın sınırları dikenli tellerle değil, insan bedenleri üzerinde kurulan şiddetle korunuyor.
Ancak Ceuta’da yaşananları yalnızca “ani bir göç dalgası” olarak okumak eksik kalacaktır. Böylesine büyük bir insan hareketliliğinin kısa süre içerisinde ortaya çıkması, doğal olarak siyasal soruları da beraberinde getiriyor. Geçmişte Fas yönetiminin sınır kontrolünü Avrupa Birliği ile ilişkilerinde bir diplomatik baskı aracı olarak kullandığı biliniyor. Bu nedenle son gelişmelerin yalnızca sosyal medya çağrılarıyla açıklanamaz.
Özellikle İspanya hükümetinin son dönemde Filistin konusunda Avrupa içindeki birçok hükümete göre daha eleştirel bir çizgi izlemesi ve Donald Trump yönetiminin Ortadoğu politikalarına mesafeli tutumu sonrasında yaşanan bu olağanüstü göç hareketi, jeopolitik hesaplaşmalar bağlamında ABD, İsrail ve Fas’ın bölgesel çıkarlarının bu süreçte dolaylı ya da doğrudan etkili olduğu kesin. Geçmişte de göç olgusunun büyük güçler tarafından zaman zaman dış politika ve baskı aracı olarak kullanıldığı gerçeği uluslararası siyasette yeni değildir.
Kesin olan ise şudur: Emperyalistler masalarda pazarlık yaparken ölenler her zaman yoksullar oluyor. Haritaları çizenler yaşamıyor; sınırları aşmaya çalışanlar ölüyor. Sermaye hiçbir vizeye ihtiyaç duymadan kıtalar arasında dolaşırken, emeğin çocukları denizin dibinde can veriyor.
Kapitalizm için insan hayatının değeri, sermayenin ihtiyaç duyduğu kadardır. Bu nedenle sınırlar yalnızca coğrafi çizgiler değildir; sınıfsal duvarlardır. Bir yanda küresel şirketlerin, silah tekellerinin ve finans sermayesinin engelsiz dolaşımı; diğer yanda açlıktan, savaştan ve sömürüden kaçan insanların tel örgüler, coplar, askerler ve ölümle karşılanması vardır.
Ceuta’da batan yalnızca tekneler değildir. Avrupa’nın insan hakları söylemi, uluslararası hukukun evrensellik iddiası ve kapitalizmin “medeniyet” maskesi de her yeni göçmen ölümüyle birlikte biraz daha parçalanmaktadır.
Gerçek çözüm daha fazla duvar örmek, daha fazla asker göndermek ya da sınırları daha fazla silahla korumak değildir. Gerçek çözüm, göçü üreten emperyalist savaş düzenini, kapitalist sömürü sistemini ve insanı sermayenin çıkarlarına feda eden uluslararası düzeni ortadan kaldırmaktır.
Ceuta bugün yalnızca bir sınır değildir. Ceuta; küresel kapitalizmin, emperyalizmin ve insan hayatını güvenlik politikalarına kurban eden düzenin gerçek yüzüdür.



![SERMAYENİN ZİNCİRLERİNİ KIRABİLMEKTEDİR ÖZGÜRLÜK…[*]](https://devrimcicephe.org/wp-content/uploads/2026/07/temel-218x150.jpeg)

