Ülkemizdeki gündemin ıslak sabun gibi sık sık kayıp değiştirildiği koşullarda yaşıyoruz. AKP-MHP faşist iktidarının yönettiği Türkiye oligarşisi açısında derinleşen kriz sistemin var olan haliyle devam edilemez hale getirmiştir. Oligarşi cephesinde işler yolunda gitmediği açık ortada. Aralarındaki çatışma çelişkiler yoğun ve derinleşerek kızışıyor.
İşte bu çelişki ve çatışmanın bir yanında onun olmazsa olmaz yani olan çeteler üzerinde sürüyor. Önce Sedat Peker ve şimdide Mehmet Eymür bilinen yönüyle sistemin pisliklerinin ortaya döktüler. Bu sistemin baskı katliam, işkence yolsuzluk ve üzerine kurulu bir çete sistemi olduğu bilinen bir gerçeklik. Bu gerçeklik tüm yönleriyle ayyuka çıkmış ve yaşadıkları her iç çatışmada ortalığa saçılmıştır. Bugünde aynisi yaşanıyor. Kuşkusuz halk kitleleri nezlinde tüm bilinmesine rağmen yine de onların ağzında bunların ifade edilmesi önemli. Yılardır devrimci hareket tarafında ifade edilen ama bir kısım solun bir türlü göremediği ve görmek istemediği Doğu Perinçek’ın ajan karakterinin ortaya saçılması yaşanan iç çatışmada ki kinlikler savaşının sonucudur.
Tekrarda birbiri ardına başlayan devletin çete, işkenceci, katil karakteri ve hesaplaşmaları devletin nasıl bir kirli savaşın içinde olduğuyla birlikte “devlet-millet edebiyatı” demagojisi altında nasıl ülkeyi soyup soğana çevirdikleri, rant için nasıl her türlü kirlik içinde oldukları bundan kimlerin pay aldıkları ortaya çıkıyordu. Bunlar bilinmeye şeyler değildi, yıllardır devrimciler tarafından ifade edilen söylenenlerin daha açık ortaya çıkması ve artık gizlenemez hale gelmesiydi. Tarih boyunca yaşanan trajedi her zaman olduğu gibi yine kendisini tekrar ediyordu. Hakim sınıflar her dönem kendi sistemlerini korumak, kendi sömürü ağlarını daha sağlama almak ve toplumsal muhalefeti sindirmek, yıldırmak, yok etmek için birilerini kullanmıştır. Bunları kullanırken, bir dönemin “kahramanı” olan bu insanlık düşmanlarını bir dönem sonra işi bitince, artık iyice teşhir olmuşları veya artık ihtiyaç kalmayınca gözünü kırpmadan harcaya bilmektedir.
Faşist devletin katilleri konuşuyor;
“çok adam öldürdük, işkence yaptık… Devlet görevlileri 18 kişiyi para için öldürdü… “
Ülkemizde ve dünyada emperyalist güçler ve onun işbirlikçileri gelişen toplumsal muhalefeti ve devrimci mücadeleyi bastırmak, kendi faşist, sömürü sistemini sürdürmek için devlet her türlü katliam, kirli yöntemi kullanmakta. Yürüttüğü kirli savaşta tüm insanlık normlarını yok saymaktadır. Binlerce işkence, sokak infazları, gözaltında kayıpların failleri bugün yaptıkları açıklamalarla kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Bir zamanlar “bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” diyen, “Bu devlet için kurşun sıkan şereflidir” ya da “ne yaptıysak devlet için yaptık” diyenlerin hepsi aynı sistemin ve kafa yapısının ürünleri, sahipleridir.
Toplumsal mücadeleyi bastırmak için kendi yasaların dahi hiçe sayanlar, her uygulamayı kendilerinde hak bulurken. “devlet, millet” edebiyatıyla bir yandan her türlü katliam ve uygulamayı yaparken, diğer yandan da içinde bulundukları savaşın asıl olarak kendi karanlık ilişkileri ve rant kavgalarının her şeyin önünde geldiği ortaya çıktıkça klasik “vatan, millet” edebiyatıyla kendilerini masumlaştırmaya çalışıyorlar.
İkinci dünya savaşı sonrasında gelişen ve güçlenen sosyalist sistem karşısında emperyalist güçlerin başlattığı soğuk savaş ve onun bir parçası olan NATO bünyesinde oluşturulan kontrgerilla birimleriyle tüm ülkelerde cinayet, provokasyon vb ile tam bir katliam mekanizması oluşturdular. Bugüne kadar devrimcilerin her fırsata yeniledikleri bu gerçek hep örtbas edildi, gizlenmeye çalışıldı. Devletin, sistemin çökertilmesi, karalanması için gerçekliği olmayan propagandalar olarak adlandırıldı.
Dünya da sosyalist ülkelerde yaşanan dağılma ve yenilgiyle birlikte, bu kurumlarında bir anlamıyla ayni yöntemle varlıklarını sürdürme gerekçeleri ortada kalktıkça bir bir uygulamaları ve içinde bulundukları gerçeklikte daha somut ortaya çıktı. Hemem hemen tüm ülkelerde bu tür kurumlar ortaya çıkıp, göstermelikte olsa yargılanıp, bir kesim suçlu ilan edilerek kapitalist sistem kendisini aklamaya çalıştı. Ülkemizde de “kamyonun mersedese çarpmasıyla” tüm gerçeklik ortalığa seçildiği Susurluk’la birlikte, “Vatan millet” edebiyatıyla tüm kurumlarıyla nasıl her türlü pisliğin içinde oldukları daha somut görülmeye başlandı. Oluşturulan bu cinayet şebekelerinin bir yanda bu işlevlerini yerine getirirken, diger yandan da her türlü kirli işlerin içinde yer alarak nasıl bir rant savaş içinde oldukları, bu rant savaşıyla aralarında ortaya çıkan çelişkiler sonucu birbirlerini pisliklerin ortalığa saçmaya başladılar.
Ülkemizde Susurluk’la birlikte patlak verende, toplumsal mücadele karşısında devletin net tür yöntemlere başvurduğu, halklara karşı kirli savaşı nasıl yürüttüğü, nasıl katliamcı, işkenceci vb. olduğu yüzü daha açıkça ortaya çıkarken, bir diğer yönü de yürütülen rant savaşaydı.
Başbakanın, bakanların uluslararası uyuşturucu tüccarlarıyla olan bağlantıları ve buna paralel olarak yabancı basında Türk bayrağının üzerine şırıngalı resimler yayınlanıyordu.
Bugünde yaşanan farklı değildir. Bir dönem yürütülen kirli savaşın “kahramanı” olan bu çeteler ve onun sahibi faşist devlet artık iyice teşhir olmuştur. Bu ise artık sisteme yük olmaya başlamıştır.
Asıl önemli olan bir başka nokta ise bu ülkede yürütülen kirli savaş karşısında sesi çıkmayanlar, kendi beynini ve kalemini bu savaşta aynı kulvarda satanlar bugün ortaya çıkan gerçeklerle birlikte bu kirli savaş maşalarına sahip çıkmaya çalışmalarıdır. Bu onların tercihi, zaten onlar bu savaşta bir başka cephede aynı rolü üstelenmiş ve yapmışlar, yapıyorlar. Bir yanıylada bunlar aslında kendi korkuların dillendiriyorlar, tetikçiler gibi işleri bittiğinde buruşturulmuş bir mendil gibi kendilerinin de kaldırılıp bir kenara fırlatılacakları / fırlattırdıkları korkusudur da. Sistemin katilerini, ülkeyi soyup soğana çeviren her türlü kirli ilişki ağı içinde yer alan bu döküntüler, bu insanlık düşmanlarını insanlık adına, tüm insanı değerleri ayaklar altına alarak, çürüme ve yozlaşmanın, insanı değerlerden uzaklaşmanın ne kadar boyutlu olduğunu göstermektedir. Ama bu kirliğin, bu çürümenin sonuna kadar savunucusu ve devamcısı olamayacaklardır. Eninde sonunda yaratıkları bu pisliğin, çürümenin içinde yok olup gideceklerdir.
Bugün yaşananlar oligarşi klik içindeki ve onların siyasal temsilcileri arasında karşılıklı bir ‘gözü karartma’ pozisyonunda olduğumuz söylenebilir. İçindeki çatışma ve gerilimler ve kontur gerile şeflerinin, çete liderlerinin çıkıp konuşması çeşitli kaset, belge vb yayımlamaya varan restleşmelere çatışmanın ne kadar kızıştığını gösteriyor. Oligarşi cephesinde ki kavga sertleşiyor ev bu sertleşmenin sebebi faşist Türkiye rejimini kimin yöneteceğidir.
AKP-MHP ittifakı karşısında halklarımıza umut olarak pazarlanmaya çalışılan CHP ve onun Milet İttifakı bileşenleri önce Kürt sorunun parlamentoda çözülmesi gerektiği ve HDP’yi muhatap göstermesi ve ardında sınır ötesi teskereye hayır oyu vermesi vb bun çatışma ve hesaplaşmalardan bağımsız değildir. Ama CHP’nin küçük ortağı tescili faşist Meral Akşener önce; “HDP’yi PKK’nin yanında konumlandırıyorum” diyen ardında Kürdistan’a yaptığı gezide tokat gibi cevapla karşılaşması “Burası Kürdistan, bende Kürdüm” cevabı karşısında onu sahiplenme refleksinde ki Kılıçtaroğlu yüzüne geçirdiği maskeyi tutamadı oda “ben Kandil’i yerle yeksan etmezsem Kılıçdaroğlu demesinler” Kandili yakıp yıkma naraları atmaya başladı. Aralarında ki çelişki çatışma ne olursa olsun temsil etikleri sınıf temelinde savaş ve düşmanlık öfkelerini dışa vurmakta kaçınamıyorlar.
Söylemleri ne olursa olsun egemen sınıflar sistemi yeniden yapılandırırken, şiddeti temel bir unsur olarak kullanıyorlar. Onlar yaşadıkları çıkmaz karşsısında çözüm ararken bu çözümü topyekûn saldırıda ve bu topyekûn saldırıda halklarımıza tüm devrimci ve düzen karşıtı güçlere yönelik olduğu açıktır. Ve bu saldırı hangi söylemleriyle kimleri ve nasıl uyutmaya kalkıştıkları, bu kavramları hangi sınıfın ve kimin çıkarları çerçevesinde ele aldıkları bir kez daha görüldü.
AKP- MHP karşıtı, demokratikleşme tek adam diktatörlüğüne son verme görüntüsü altında yapılan demagoji tamamıyla devletin terörünü gizlemeye dönük bir politikadır. Egemen sınıfların tüm demokratikleşme vb demagojileri sistemin kendini yeniden yapılandırmasıdır. Emekçi halk kitlelerinin özgürlüklerinin genişletilmesi, örgütlenme haklarının tanınması, halklarımızın refahı için değildir. Bu politika esas olarak düzene muhalif kesimlerin seslerine boğmaktır. O nedenledir ki, onların istedikleri gibi gündemi belirlemeleri ve sistemi yeniden yapılandırmaları çabaları ve tüm hokkabazlıkları karşısında oligarşiye “Fakat yer yerinden oyanmıyor” yaklaşımının ciddi bir yanılgı olduğunu göstermek bizlere düşüyor.
Sınıflar mücadelesi çetin ve zorlu bir dönemece daha giriyor. Emekçi kitlelerin sürekli ertelenen ve bastırılan hak alma mücadelesi, yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen milyonlarca insanın geleceksizliği ve hiçbir ölçü, sınır tanımayan katliam ve işkence kampanyası… Bütün suni gündem yaratma hokkabazlığının, yolsuzlukların, soygun, talanın katliamlarını rağmen emekçi halkların gerçek gündemi değişmiyor, değiştirilemiyor. Çünkü bir avuç asalak mutlu azınlık ve yardakçıları dışında kalan ezici çoğunluk açısından, yaşamın her geçen gün çekilmez hal alması; geleceği yok edilmiş işçi, memur, çiftçi, küçük üretici, genç-yaşlı, kadın-erkek ordusuna her gün yeni yeni tümenlerin eklenmesi istemese de hoşuna gitmese de burjuva düzenin kâbusu olmaya devam ediyor. Hiçbir tarih ve doğa yasası günlüğü yüzlerce, binlerce dolar gelire denk düşen ile milyonlarcası bir dolar ve altında gelire denk gelen arasında barış sağlayamaz. Bir tarafta lüks içinde gününü gün ederken, diğer yanda sıcak suya ekmek doğrayıp karın doyurmak zorunda bırakılanların birbirine tebessüm etmeleri beklenemez.
Ancak amaçları ve politikaları ne olursa olsun işledikleri ve işlemeye devam ettikleri bu insanlık suçu karşısında kendilerini aklamayı, bu suçtan kurtulmayı başaramayacaklardır. Bu suç hep yakalarında olacaktır. Er ya da geç bunun hesabını vermekten hiçbiri kurtulamayacaktır.
Sahte gündemler ile halklarımızı aldatarak liberalizmin ve düzen içi arayış içinde olanlara yeşil ışık yakarak bu sistemin halklarımıza zulüm, baskı ve sömürü, yokluk ve yoksulluktan başka vereceği bir şey yoktur. Bunun içindir ki onların kendi içlerindeki dalaşmanın tarafı değil hakların tarafı olan devrim anacak tüm bu pislikleri temizleyeceği bilincini geliştirmek ve devrim mücadelesini geliştirmekten başka kurtuluş yoktur.
15 Kasım 2021





