Yaşanan Katliamlar, Devletin Vahşeti

“… her devrimin sarsıntısı, daima ve her yerde bir toplumsal gereksinmenin karşılanmamasından, zamanını geçirmiş kuruluşların bu gereksinmenin doyurulmasına (tatmin edilmesine) engel olmalarından doğar. Söz konusu gereksinme, belki de henüz güçlü bir biçimde doyurulmamaktadır. (…) Fakat, zor kullanım sırasında gittikçe büyüyen bir güç olarak ortaya çıkar ve en sonunda zincirlerini kırıp atar. Bu yüzden, yenilmişsek, ezilmişsek, yeniden başlamamız gerekir.”

(Engels)

Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Xerabe Bave köyünde yaşanan vahşi katliam ve soykırım girişimleri bir kez daha sınıflar mücadelesinde faşizm karşısında ki duruşumuz ve mevzilenmemiz üzerine düşünme ve politik tutum alma konusunda daha pratik adımların atılması ile karşı karşıya bırakıyor. 

 

Kürdistan’da yaşanan katliamların yarattığı şiddetli baskı tüm toplumsal dinamikler açısından yeni bir sürecin başlangıcı olarak görülmelidir. Çünkü saldırılar egemen güçlerin programlarını bozacak, yeniden yapılanma projelerini engelleyecek olan başta Kürdistan devrimcileri olmak üzere tüm ezilenlere karşı bastırma hedeflidir. Saldırının etki alanı, boyutu ve hedefi ele alındığında görülecektir ki, esas olarak yarının potansiyel tehlikesini boğma kapsamlıdır. Çok yönlü saldırının esas hedefinde bulunan Kürt Özgürlük Mücadelesine yönelik katliam hareketi, şiddetli etkisini tüm toplumsal dinamikler üzerinde göstermiştir. Katliam sonrası ortaya konan refleksler bu gerçeğin göstergesidir. O yüzdendir ki Kürdistan’daki düşmanın saldırısına yani karşı-devrim cephesine karşı ölümüne bir direniş verilmesine rağmen direnişin üstünü örterek, halk nezdin de önemli bir askeri ve psikolojik üstünlük kazanmış havası yaratma çabasındalar.

 

Havayı kırma konusunda yaşanan gerçekliği ve amaçlananı kitlelere aktarmada ve buna karşı gösterilmesi gereken reflekste TDH (Türkiye Devrimci Hareketi) olarak çok yetersiz kalındığını söyleyebiliriz. Bu gerçeğin adı konulmadıkça, direnişlerin ölümler üzerinden açıklanması bir şeyi değiştirmeyecektir, ne de süren direnişin güçlendirilmesi, zaaflarından kurtulması sağlanabilecektir. İşte Engels’in belirttiği “yeniden başlamak” sözünün gerçek ve bilimsel değeri bu noktada önem kazanıyor. Devletin bir adım öne geçen hamlesini görerek değerlendirmelerimizi yapmak, direnişin aldığı darbeleri onarmada ilk adımdır. Bu gerçeğe vurgu yapmak, direnişin önemini, büyüklüğünü, fedakârlığını yadsımak ya da küçültmek anlamına gelmez. Aksine, direnişin hamasiyetten uzak bilimsel analizi onu büyütür. Savaş meydanında kalan, ama yara da almış güçlerin yeniden organize edilmesi, hamle üstünlüğünü kazanabilmesi, her şeyden önce kendi gerçekliğine bilimsel bir bakış sunabilmesinden geçiyor.

 

Yeniden başlamak; devrim mücadelesinin sayısız defalar karşılaştığı tehlikelerden, yenilgilerden, başarısızlıklardan kurtularak, özgüven temelinde yeni bir başlangıçtır. Devrimin, mücadelenin yüzlerce, hatta binlerce kez her türlü zorluğuna, bedellerine katlanmanın bilinçli bir kabulüdür. Bu anlayış bir savaş örgütün de, bir devrimci de yoksa yeni bir mücadeleyi, yeni bir bedeli göze alması mümkün değildir. Ama bunun için devrim mücadelesinin başarısızlığına ve düşmandan yenilen darbelere neden olan etkenleri bulmak, ortaya çıkarmak zorunludur. Bu etkenler bulunmadan, yapılacak hamlelerin başarı şansı azdır. Sonuçları başarılı kılacak hamlelerde isabeti sağlayacak olan şey, zaafları bilmek, gücü yerinde-zamanında kullanmaktır.

 

Bu, hem tarihin sınıf mücadelesi derslerini kavrama eylemidir, hem de geleceğin mücadele dinamiklerini geçmişin deney ve tecrübesi üzerinden şekillendirme eylemidir. Bu nedenle, sınıf mücadelesi tarihinin evrensel deneylerini dile getirmek, benzer direnişlerin karşılaştığı güçlüklere vurgu yapmak önemlidir. Ama yaşadığımız gerçekliği salt bu bakışla izah etmek de yetersiz olacaktır.

 

Devrimci mücadelede yenilgiler, başarısızlıklar, darbeler gerçek olgulardır. Yine devrimci mücadelede ölümüne direnişlere, ödenen bedellere rağmen istenen sonuçlar elde edilmeyebilir. Mücadelenin, direnişin tüm devrimci-dost güçleri etkilemesi, seferber etmesi düşünülürken, o an ki süreçte olumsuz etkide de bulunabilir. Sınıf mücadelesi bütün karmaşıklığıyla, zenginliğiyle karşımıza yeni yeni güçler, dostlar, sorunlar, engeller çıkararak devam eder. Tam kazanmıştık derken, şiddetli bir saldırı dalgasıyla kazanılanın kaybedilmesini doğurabilir. Bu sınıf mücadelesinin bir gerçeğidir. Direnişin devam ettiği bu aşamanın daha geri bir mevzi olması, bizim irademizi aşan bir gerçekliktir. Ama tüm bu olumsuz koşullara rağmen, direniş de aynı şiddetiyle devam ediyor.

 

Devrim mücadelesinin kimi anlarında objektif ve sübjektif koşullar hedefi gerçekleştirmede yetersiz olabilir. Ya da güç ve olanaklarımız hedefe varmaya yeterli olduğu halde, kimi gelişmeler olumsuz bir etkilenme yaratarak, başarısızlıkla sonuçlanmasına neden de olabilir. Sınıf mücadelesinin karşımıza çıkarttığı bu olgular geniş perspektiflerle ele alınıp irdelenerek, somut durumla ne denli örtüşüp örtüşmediği bilince çıkarılmalıdır.

 

Kürdistan’da ki katliamlar ve yaşanan direnişin karşısında TDH yetersizliği görülüp bugünkü durumu bu gerçekler ışığında sürdürülmek zorundadır. Her şeyi ölümlerle kazanma anlayışı bizi yanılgılara sürükleyebilir. Doğru ve gerçekçi bir yaklaşım, var olan nesnel zemin üzerinden direnişi sürdürmek ve kazanımları bu zemin üzerinden kalıcılaştırmaktır. Daha geri bir mevziden de olsa, kaybedileni kazanmada sabırlı ve inatçı bir karşı koyuş örgütlenmelidir. İdeolojik olarak daha büyük güçlenme sağlanmalıdır. Bundan sonraki süreç, devrimciler açısından zorlu bir sınav dönemi olacaktır. İdeolojik güçlülüğün bu zorlu sınavda temel unsur olacağı da açıktır.

 

Kürdistan da süren katliamlar karşısında, süreç bütün bir solun potansiyelini, gücünü ortaya çıkardığı gibi, etkilediği çevreyi de açığa vurmuştur. Devletin şiddetine ve bu şiddet karşısında ödenen bedellere rağmen, katliamın yarattığı ürküntü ile pasifize olan, tepkileri düzen içine hapsedilen bir toplum tablosu gerçekliği vardır.

 

Bu tablo hamasiyetten uzak bilimsel bir analize tabi tutulmalıdır. Zira toplumsal dinamiklerin salt yasal siyaset ve protesto perspektifi ile yönlendirilmesiyle ortaya çıkan mücadelenin kendisi sınıflar mücadelesi gerçekliğine terstir.

 

Böylesi bir tablonun sorgulanmaya, muhasebeye tabi tutulması gerekmektedir.

 

Bu tablonun hamasiyetten uzak, bilimsel bir analize tabi tutulması ve çıkacak sonuçlar karşısında pratik devrimci atılımların gerçekleştirilmesi elzem bir görev olarak karşımızda duruyor.

 

Şemdin Şimşir

21 Şubat 2017

 

Önceki İçerikULAŞ BARDAKÇI MÜCADELEMİZDE YAŞIYOR
Sonraki İçerikXerabê Bava, Cibilgirave ve Talate köylerinde katledilen hepimiziz, hepimizin geleceği, tüm insanlıktır…