DAİŞ artığı HTŞ’yi meşrulaştıran, onu Şam’da yönetime yerleştiren ve bu cihatçı yapıları sahaya süren güçler; bu katillerin halkları hedef almasına açıkça destek ve olanak sunmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere bölgesel ve uluslararası aktörler, Suriye’nin çok halklı ve çok inançlı toplumsal yapısını tasfiye etmeyi hedeflemektedir.
Şam yönetimine bağlı güçlerin Halep’te Kürtlerin yaşadığı Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahalleleri ile Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Beni Zeyd’e yönelik sürdürdüğü askeri saldırılar, sivil halkı doğrudan hedef alan açık bir savaş ve insanlık suçudur. Tanklar, toplar, obüsler ve silahlı insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen bu saldırılar; yalnızca askeri bir operasyon değil, halklara yönelik bilinçli bir yok etme, sindirme ve teslim alma politikasıdır.
Sahada Türkiye’nin desteklediği bilinen silahlı grupların aktif biçimde yer alması, bu saldırıların tesadüfi olmadığını; planlı, organize ve bölgesel güç dengeleriyle bağlantılı bir karşı devrim hamlesi olduğunu açıkça göstermektedir. Hedef alınan yalnızca Kürt halkı değil; Suriye’nin Arap, Kürt, Alevi, Süryani, Dürzi, Ermeni ve farklı inanç topluluklarından oluşan çok renkli toplumsal yapısıdır.
10 Mart Mutabakatı ve 1 Nisan’da yapılan güvenlik düzenlemelerinin fiilen ortadan kaldırılması, 200 bini aşkın sivilin yaşamını doğrudan tehlikeye atmaktadır. Bu durum, Suriye’yi bilinçli biçimde yeni bir savaş ve kaos döngüsüne sürükleyen, merkeziyetçi ve tekçi bir rejim dayatmasının zor yoluyla hayata geçirilmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Halep’te yaşananlar, daha önce Süveyda’da Dürzi halkına ve Suriye kıyısında Alevi topluluklara yönelik saldırılardan bağımsız değildir. Bu saldırılar; halkların eşitliğine, birlikte yaşam iradesine ve demokratik kazanımlarına karşı yürütülen gerici bir imha programının parçalarıdır. HTŞ ve destekçileri, Rojava’da inşa edilen demokratik, kadın özgürlükçü ve halkçı kazanımları tasfiye etmeyi hedeflemektedir.
Suriye, halkların ortak vatanıdır. Yeni bir çatışma ve yıkım sürecinin önüne geçmenin yolu askeri zorbalıkta değil; tüm halkların eşit, özgür ve demokratik haklara sahip olduğu, kendi kaderini tayin edebildiği ortak bir yaşam ve yönetim anlayışındadır.
Rojava’yı savunmak, her yerde onun sesi olmaktır.
Bugün Halep’te bombalanan yalnızca mahalleler değil; halkların birlikte yaşam umudu, kadın özgürlüğü ve demokratik bir gelecek fikridir. Dünyanın dört bir yanında emekçileri, kadınları, gençleri ve ilerici güçleri Rojava halkıyla dayanışmayı büyütmeye; bu saldırılara karşı ses çıkarmaya, sokaklarda, alanlarda Rojava’nın sesi olmaya çağırıyoruz.
Rojava yalnız değildir.
Halkların özgür ve eşit geleceği için Rojava’yı savunmak hepimizin sorumluluğudur.
Devrimci Cephe
8 Ocak 2026





