KÜRT HALKININ ADALET ARAYIŞI: TESLİMİYET DEĞİL, ÖRGÜTLÜ DİRENİŞ

​PKK’nin 5-7 Mayıs 2025’te düzenlediği 12. Olağanüstü Kongre kararları, Kürt halkının yarım ​asırlık direnişine, acısına ve umuduna gölge düşürme riski taşıyor.

“Silahlı mücadele terk ​edildi, PKK feshedildi” deniyor; “Kürt sorunu demokratik siyasetle çözülecek” vaadi ​sunuluyor. Ancak, bu söylemler tarihsel gerçeklikten koparak burjuva ideolojisinin barış ve uzlaşma hayallerine saplanıyor. Özgürlük, burjuvazinin masalarında değil, halkların örgütlü ​isyanıyla, sömürü düzenine ve faşist baskıya karşı kararlı mücadeleyle kazanılır.

​Kürt halkının soykırım, asimilasyon ve katliamlara karşı direnişi bir destandır, ancak özgürlük, kimliğin tanınmasıyla değil, kapitalist üretim ilişkilerinin, emperyalist tahakkümün ​ve faşist devletin yıkılmasıyla mümkün. Açıklama, “demokratik toplum sosyalizmi” gibi ​idealleri sıralıyor, ancak bu idealler burjuva düzenin sınırlarında nasıl hayat bulacak? ​Kapitalizm, devrimci fikirleri yutup metalaştırır; sosyalizm ise sınıfsız, sömürüsüz bir dünya ​için sınıf mücadelesini gerektirir. Açıklama, sınıf mücadelesinin keskin gerçeğini ​bulanıklaştırıyor, halkın öz gücüne güvenmek yerine burjuva kurumlarına umut bağlıyor. Bu, ​ideolojik bir sapmadır; zira faşizm, burjuvazinin kriz anlarında halkları ezmek için kullandığı bir yönetim biçimidir.

Faşist devletle uzlaşmak, devrimci hareketin sonudur. Sosyalizm, Marx, ​Engels ve Lenin’in öğretilerinde açıkça ortaya koyduğu gibi, emekçilerin birleşik cephesiyle, ​kapitalist devletin parçalanmasıyla inşa edilir. “Demokratik siyaset” hayali, faşizmin demir ​yumruğu altında yalnızca bir yanılsamadır.

​Roboski’de F-16’larla bir ailenin yok edilmesi, Taybet Ana’nın cenazesinin yedi gün sokak ​ortasında kalması, gençlerin bedenlerinin zırhlı araçlarla sürüklenmesi, annelere evlatlarının ​parçalanmış cenazelerinin kargoyla gönderilmesi… Bunlar, faşist devletin sınıfsal ​karakterinin ve inkar siyasetinin devam ettiğinin kanıtıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin eş ​başkanları cezaevinde, belediyelerine kayyum atanıyor, sanatçıları, gazetecileri, halkı işkencelerden geçiriliyor.

Bodrumlarda yakılanlar, sokaklarda katledilenler hâlâ hafızalarda. CHP’li vekiller, hatta faşist partilerin yöneticileri bile tutsak ediliyor. En basit hak talepleri ​gözaltı, işkence ve tutuklamalarla bastırılıyor. Bu koşullarda, TBMM’ye veya burjuva partilere ​çağrı yapmak, faşist devletin doğasını anlamamaktır. Faşizmle uzlaşmak, halkın devrimci ​iradesini burjuvaziye teslim etmektir.

​Kürt halkı sürgünler, katliamlar, işkenceler, tutsaklıklar yaşadı. Dağlarda, şehirlerde, ​zindanlarda yitip giden canlar, gerillalar, serhıldanlarda katledilen gençler, faili meçhuller… ​Kürdistan’da yaşananlar bir tarih kitabı olsa, her sayfası kanla yazılır. Katiller, işkenceciler cezasız dolaşırken, “özgürlük ve eşitlik” vaatleri inandırıcı olabilir mi? Adalet sağlanmadan, ​katiller yargılanmadan barış bir aldatmacadır. Silahlı mücadele, faşist devlet Kürt halkını ​soykırımla yok etmeye çalışırken bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.

1978’den beri ​gerilla, halkın öfkesi, sömürgeci zulme karşı kalkanı oldu. Köyler yakıldı, milyonlar yerinden edildi, binler faili meçhulle katledildi. Ortadoğu kan gölüyken, Rojava’da halk devrimi Türk ​devletinin tanklarına, IŞİD’in vahşetine karşı direniyor; Şengal’de Êzidîler soykırımın ​gölgesinde.


Silahları bırakmak, mazlumları savunmasız bırakmaktır. Gerilla, halkın öz ​savunma hakkının bayrağıdır; bu bayrağı indirmek, devrimci iradeyi gölgelemektir.


​Tarih, barış masalarının acı sonuçlarını defalarca gösterdi. Kolombiya’da FARC, 2016’da ​barış anlaşmasıyla silah bıraktı, ama devlet sözlerini tutmadı; 2023’e kadar 400’den fazla ​FARC üyesi katledildi, köylülerin arazileri çokuluslu şirketlerce gasp edildi. El Salvador’da ​​FMLN, 1992’de barış imzaladı, ancak neoliberal politikalar halkı sefalete sürükledi. ​Guatemala’da URNG, 1996’da barış yaptı, ama 200 binden fazla Mayalıyı katleden soykırımcı güçler cezasız kaldı. Güney Afrika’da ANC, 1994’te apartheid rejimiyle uzlaştı, ancak siyah çoğunluk için ekonomik sömürü devam etti. Mozambik’te FRELIMO, 1992’de ​barış imzaladı, ama yolsuzluk ve sefalet halkı ezdi. Nepal’de Maoistler, 2006’da barış yaptı,ancak yoksulluk bitmedi.


IRA, 1998’de İyi Cuma Anlaşması’yla silah bıraktı, ama İngiliz sömürgeciliği Belfast’ın yoksul mahallelerinde sürüyor. ETA, 2018’de kendini feshetti, ancak İspanya devleti Bask’ın taleplerini ezdi. Bu örnekler, kapitalist devletle barışın teslimiyet ​olduğunu, halkın öz gücü olmadan barış masalarının mezar haline geldiğini haykırıyor. ​Açıklama, “demokratik toplum sosyalizmi” gibi idealleri sıralıyor, ancak kapitalizm her ​devrimci fikri yutup metalaştırır. PKK’nin mücadelesi, sömürgeci faşizme karşı bir ​başkaldırıydı; bu mücadele, burjuva parlamentolarında heba edilemez.


​Rojava’da ABD üsleri kuruldu; bu, emperyalizmin gölgesinde bir teslimiyet riskini gösteriyor. ​“Barış süreci”, “çözüm” gibi söylemler, emperyalizmin uzlaşma ve tasfiye politikalarıdır. ​Sosyalizm, Marx, Engels ve Lenin’in öğretilerinde netleşir; emekçilerin birleşik ​mücadelesiyle, kapitalist devletin yıkılmasıyla mümkün olur. Emperyalizmin “yeni sosyalizm” ​yalanlarına karşı ideolojik netlik şarttır.


​Ekim Devrimi’nden Küba’ya, Vietnam’dan Stalingrad’a, halklar öz gücüne güvenerek zaferler ​kazandı. Büyük silahlara güvenenler yenilir, halka inananlar tarihi yazar. Kürt halkı ne ​yalnızdır ne de çaresizdir. Ortadoğu kan gölüyken, enternasyonal dayanışma, mazlumların ​direnişini desteklemekle anlam kazanır. PKK’nin mücadelesi bir ilham kaynağıdır, ancak bu mücadele halkın örgütlü isyanıyla yükselecek. Tarih, faşizmin ancak halkların örgütlü ​öfkesiyle yenildiğini gösteriyor: İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler, halkların direnişiyle  yıkıldı.


Türkiye’nin faşist rejimi de uzlaşmayla değil, halkın kararlı mücadelesiyle yenilecek. Kürt halkının adalet arayışı, katledilenler, cenazeleri sokaklarda bırakılan analar, parçalanan ​gençler, işkence görenler için sürüyor. Bu adaletsizliklere karşı sessiz kalmamak, hakkı aramak, direnmek gerekiyor. Özgürlük, yüreklerimizde, ellerimizde, mücadelede… Ancak ​zalime karşı dimdik durarak, sömürüsüz bir dünya için sınıf mücadelesini yükselterek kazanılır. Kürt halkının destansı direnişi, bu yolda bir meşaledir; bu meşaleyi söndürmemek  adalet ve özgürlük için mücadeleyle mümkün olacaktır.

Coşkun Özdemir

Önceki İçerikYasaklar, İsyan Koşularında Bir 1 Mayıs’ı Daha Geride Bıraktık
Sonraki İçerikReformist Liberaller ve sınıf mücadelesi