Barış Gerçek Adaletle Mümkündür: Gözaltında Kaybedilenlerin Cenazeleri Teslim Edilsin, Hesap Sorulsun!
Faşist TC devleti ile PKK arasında yürütülen çözüm süreci – eğer bu süreçte ısrarcı olunacaksa ve gerçekten inanılıyorsa – yalnızca silahların teslim edilmesiyle değil, halkların tarihsel hafızasında derin yaralar açan adaletsizliklerle yüzleşilerek, faşist devletten hesap sorularak mümkün olabilir. Ancak bu süreç, faşist sistemin geçmişte işlediği ağır insanlık suçlarını örtbas etmeye, hafızayı silmeye çalışan sahte bir normalleşme çabası halini almış durumda.
Oysa bu topraklarda gerçekten barış isteniyorsa, silahları bırakacak kadar her şey göze alınıyorsa; kayıplar ve infazlar unutulmamalıdır. Faili meçhullerin hesabı sorulmadan, gözaltında kaybedilen (katledilen) insanların akıbeti açıklanmadan, faşist devletin işlediği suçların hesabı görülmeden barış asla mümkün değildir. Olamaz.
1990’lı yıllarda Kürt halkına karşı sistematik olarak yürütülen imha ve inkâr politikalarının en karanlık yüzlerinden biri olan gözaltında kaybedilme katliamları, yalnızca bireysel trajediler değil, bir halkın topyekûn susturulmak istendiği bir devlet politikasının parçasıdır. Yüzlerce insan gözaltında kaybedildi, binlercesi faili meçhul cinayetlerle katledildi. Ne mezarları var ne de adaletleri. Faşist devlet tüm bu suçların üstünü örttü; tıpkı Bakur’da asit kuyularına insanları diri diri gömdükleri gibi. Çünkü düzen, kendi bekasını tehdit edecek hiçbir hakikatle yüzleşmeye yanaşmaz.
Evet, PKK 48 yıldır savaşıyor. Evet, Kürt halkı 50 yıldır direniyor. İnsanca yaşamaya hepsinin de hakkı var. Bu haktır ve şarttır! Ama onca acının üstü örtülerek mi? Kim kimi affedebilecek? Çocuğunun kemiklerini 30 yıldır isteyen bir anneye bunlar nasıl açıklanabilir? Bir anne elbette kimsenin çocuğunun ölmesini istemez çünkü annedir! Elbette barış ister çünkü anaçtır, doğanın ta kendisidir, Amargi’dir. Ama doğa ana bile ona yapılan haksızlıklara, işkencelere karşı bir refleks gösteriyor.
Bu hafta, 27 Mayıs itibariyle 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda “Kayıplarımız nerede?” diye haykıran Cumartesi Anneleri’nin (Cumartesi İnsanları) direnişi, bu topraklarda hakikatin ve adaletin peşinde yürüyenlerin en güçlü sesi olmaya devam ediyor.
Hatırlayalım: Yürüyüş esnasında bir annenin faşist polis tarafından itilmesi hepimizin kanını beynine sıçratmıştı. Unutulmadığı aşikâr. Zaten nasıl unutulur ki?
Anneler, devletin unutturmaya çalıştığı hakikati inadına hafızalarda tutuyor. Her biri birer direniş taşı, birer isyan çığlığıdır. Onların haykırışı yalnızca kaybedilen evlatlarının kemiklerini isteyen bir feryat değil; aynı zamanda ezilen halkların tarihsel adalet ve hesaplaşma talebidir. Şimdi kim çıkıp bu insanlara “çözüm süreci içindeyiz” diyebilir? Bu inkârın üstü örtülebilirmi? Kayıplarımız, bu sürecin neresinde?
Gerçek barış, ancak halkların kendi yaralarını kendilerinin sardığı, kayıpların akıbetinin açığa çıkarıldığı, sorumluların yargılandığı, yüzleşmenin devrimci bir hesaplaşmaya dönüştüğü bir zeminde mümkündür. Çözüm süreci, eğer bu halkların hakikat mücadelesine kulak verseydi, bugün çok başka bir yerde olabilirdik.
Ama unutulmasın:
Ne kayıplar unutur, ne de halklar affeder.
Hakikat ortaya çıkana, adalet sağlanana ve halklar özgürleşene kadar mücadele sürecek!
Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın diyen Annelerin, İnsanların sesiyle…
Tek Yol Devrim!
30.05.2025




![EMPERYALİST ABD/ SİYONİST İSRAİL İLE MOLLARŞİ VE İRAN HALKLARI[*]](https://devrimcicephe.org/wp-content/uploads/2026/04/savas-218x150.jpg)
