Emperyalist güçler, kâr ve hegemonya hırsıyla ülkeleri paramparça ederken, otoriter rejimler baskıyı kalıcılaştırıyor; gerici çeteler ve silahlı örgütler ise bu kanlı düzenin tetikçisi olarak halkların geleceğini karartıyor. Bu bir tesadüf değil, emperyalist-kapitalist sistemin kaçınılmaz sonucudur. Susmak, bu suçlara ortak olmaktır.
Emperyalist savaşlar “ulusal çıkar”, “güvenlik” ve “demokrasi” masallarıyla pazarlanıyor. Ama kazanan silah tekelleri, enerji şirketleri ve uluslararası sermayedir. Ölenler ise işçiler, yoksullar ve göç yollarına sürülen milyonlardır. Sosyalistler için savaş karşıtlığı soyut bir temenni değil, sınıfsal bir zorunluluktur. Emperyalist savaşa hayır demek, sömürü düzenine hayır demektir.
ABD ve Siyonist İsrail merkezli İran’a yönelik saldırganlık artık sadece bir tehdit değil, fiili bir işgal ve savaş pratiğine dönüşmüştür. “Özgürlük” ve “demokrasi” söylemleriyle örtbas edilmeye çalışılan bu barbarlık, dünya halklarının gözleri önünde yürütülüyor. Libya, Irak ve Suriye’de yaşanan yıkım ortadadır: On binler öldü, milyonlar yerinden edildi, ülkeler talan edildi. Emperyalizmin “demokrasisi” işgal, “özgürlüğü” ise talan ve yağmadır.
Gazze’de süren bu saldırganlığın faturası ise en savunmasızlara kesiliyor: Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar bombalar altında can veriyor; “güvenlik” maskesi, halklara yönelen yok etme cezalandırmanın perdesi hâline gelmiştir. Bu açıkça gösteriyor ki, emperyalist sistemin ve bölgesel taşeronlarının kurmak istediği düzen, itaat edenlerin yaşadığı, direnenlerin yok edildiği bir düzendir.
İran’a yönelik bu saldırı, Ortadoğu’yu daha büyük bir savaşın eşiğine sürüklemiştir. Bu savaşın kazananı olmayacaktır; kaybedeni her zaman halklar olacaktır. Libya, Irak, Afganistan ve Suriye’de bedeli ödeyen saraylarda yaşayanlar değil, işçiler, köylüler, kadınlar ve çocuklar oldu. Yoksulluk, göç ve yıkım her zaman halkın payına düşmüştür.
Mesele sadece iktidardaki rejimlerin niteliğiyle sınırlı değildir. Hiçbir halk, dış müdahale ve bombardımanla özgürleşemez. Emperyalist savaşlara karşı durmak, işgalci ve yayılmacı politikalara karşı çıkmak demektir. İran söz konusu olduğunda tavır nettir: Emperyalist müdahaleye ve savaşa karşı durmak, İran halkının iradesini savunmak ve bölgeyi yeni bir yıkıma sürüklememek demektir.
Koşulsuz bir anti-emperyalist duruş bugün her zamankinden daha hayati. Bölgeyi kana bulayan işgal ve müdahale politikalarına karşı sesimizi yükseltmek, savaş bütçelerine, silahlanmaya ve yayılmacılığa dur demek, halkların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesini savunmak zorundayız. Tarih açıkça göstermiştir: Emperyalist savaşlarda kazanan hep büyük sermaye olmuştur.
Emperyalist savaşa hayır!
İşgale, talana ve katliamlara hayır!
Yaşasın enternasyonalist dayanışma!


![EMPERYALİZM KARŞISINDA “YEŞİL TİMSAH” BİZİZ, ÇÜNKÜ KÜBA BİZİMDİR![*]](https://devrimcicephe.org/wp-content/uploads/2026/03/Kuba-218x150.jpg)


