MARKSİZM-LENİNİZM’İ SAVUNMAK, DEVRİMCİ ÖNDERLERİ SAVUNMAKTAN GEÇER

Devrim ve devrim mücadelesi kolay kazanılmaz, bedel ödenmeden elde edilmez. Tarih, halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin her zaman direniş ve fedakârlıkla yoğrulduğunu göstermiştir. İşte bu bilinçle, devrimci önderlerin mücadelesine sahip çıkmak, Marksizm-Leninizm’i savunmanın en temel şartıdır.

“Birçok arkadaşımız öldü, birçoğu sakat kaldı… Ancak bundan yakınmıyoruz. Ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bu bedellerin gerekli olduğunu biliyoruz. İnsani değerleri koruma ve emekçi halklarımızın mücadelesini zafere ulaştırmadaki kararlı uğraşımız, şanlı direnişimiz, geleceğin özgür ve demokratik Türkiye’sini müjdeleyen gücümüz, övünç ve gurur kaynağımızdır.” (Sinan Kukul)

Bu sözlerle ifade edilen irade, devrimci mücadelede bedel ödemenin bilinçli ve tarihsel bir tercih olduğunu ortaya koymaktadır.

6 Mart’ta yaşamını yitiren Bedri Yağan, Gürcan Özgür Aydın, Menekşe Meral, Rıfat Kasap, Asiye Kasap ve Ali Kırlangıçlı; Türkiye devrimci mücadelesi içinde birçok alanda görev almış, yöneticilik yapmış kadrolar, önder kadrolardı. 6 Mart katliamı, sıradan bir operasyon ya da basit bir çatışma değildi. Operasyonun yürütücüsü Hanifi Avcı’nın kendi anlatımlarında da ifade ettiği üzere, planlı ve hedefli bir saldırıydı. Bu saldırının, doğrudan resmi kolluk güçleri yerine Diyarbakır’dan getirilen itirafçılar aracılığıyla gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Gözaltında kaybedilen ve inkâr edilen Ali Kırlangıçlı’nın katledildiği gerçeği de sonraki anlatımlarda ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle 6 Mart, yalnızca bir güvenlik operasyonu olarak değil; düşman tarafından “yok edilmesi gereken” olarak görülen, örgütsel kararlılığın sembolü haline gelmiş devrimcilere yönelik bilinçli bir tasfiye girişimi olarak değerlendirilmelidir.

Onların mücadelesi, Karl Marx ve Vladimir Lenin’in teorik mirasına dayanan Marksizm-Leninizm çizgisi içinde anlam kazanmıştır. Mahir Çayan’ın bu teoriyi ülke koşullarına uyarlaması ve Mahir’in devamcıları olarak bilince çıkarılması, pratiğe taşınmasının ve zafere yöneltilmesinin mimarlarını oluşturmuştur. Marksist devlet teorisine göre devlet, egemen sınıfların baskı aracıdır; bu nedenle devrimci mücadele yalnızca siyasal iktidara karşı değil, onun dayandığı sınıfsal temele karşı yürütülür. Bu perspektif, o yıllardaki çatışmalı sürecin sınıfsal ve tarihsel bağlam içinde ele alınmasını gerektirir.

6 Mart’ta düşen kadrolar, ömürlerini devrim ve sosyalizm idealine adamış; yaşamlarının birçok alanında öncülük, yöneticilik ve militanlık yapmış isimlerdi. Mücadele ve sosyalizm ideali dışında başka bir yönelimleri veya arayışları olmamıştır. Ne de birileri gibi, düşmanla yüz yüze geldiklerinde ellerini kaldırıp teslim olanlar olmamışlardır. Devrimci hareket içinde kararlılığın, ideolojik bağlılığın ve örgütsel disiplinin simgesi olarak anılmışlardır.

Bugün bu mirasa sahip çıkmak, yalnızca tarihsel bir bağlılık göstergesi değil; Marksizm-Leninizm’e ve sosyalizm idealine bilinçli bir sahipleniştir. Devrimci önderleri savunmak, isimlerini tekrar etmekten ibaret değildir; savundukları dünya görüşünü kavramak, sınıf mücadelesinin güncel koşullarını çözümlemek ve örgütlü mücadele perspektifini sürdürmektir.

Devrimci hareketlerin tarihi; baskı, yasak ve şiddet dönemleriyle olduğu kadar direnç ve yeniden doğuş momentleriyle de şekillenmiştir. Bu topraklarda eşitlik ve özgürlük mücadelesi farklı dönemlerde ağır bedeller ödemiş, ancak ideolojik kökleri derinleşerek varlığını sürdürmüştür. 6 Mart’ta katledilenler de bu tarihsel zincirin bir halkasıdır.

Sonuç olarak, 6 Mart’ta düşen kadroların mirası; Marksizme, Leninizme ve sosyalizm idealine sahip çıkma iradesiyle anlam kazanır. Onların yaşamı mücadele içinde geçmiş; siyasal bilinç ve örgütsel kararlılık temelinde şekillenmiştir. Bu miras romantik bir hatıra değil, ideolojik bir süreklilik iddiasıdır. Devrimci hareket açısından esas olan, bu sürekliliği teori ile pratiğin birliği içinde sürdürmektir.

Bugün bizler, devrim ve sosyalizm bayrağını aynı kararlılıkla taşımaya devam ederek, onların ideallerini yaşatıyoruz.

6 Mart şehitleri ölümsüzdür.
Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Önceki İçerikYoldaşımız Bayram Akdoğdu (Ali Haydar) ölümsüzleşti
Sonraki İçerikEMPERYALİZM KARŞISINDA “YEŞİL TİMSAH” BİZİZ, ÇÜNKÜ KÜBA BİZİMDİR![*]