KATLIAMLARIN HESABI DEVRIMLE SORULUR

Faşist TC devletinin tarihi katliam, soykırım, inkâr üzerine kurulmuş ve kendini bunun üzerinden var etme çabası devam ediyor.

İnsanlık tarihi zalimlerin zulmüyle dolu olduğu, kadar zulüm karşısında direnen, mücadele eden, boyun eğmeyen halkların kahramanlıkları ve direnişleriyle yazılıdır aynı zamanda.

İnsanlık tarihi ve dünyada hiçbir zalim diktatörlük sonsuz olamadı, tüm zalimliklerine rağmen halkların kararlı, boyun eğmeyen direnişleri karşısında tarihin çöplüğüne gömülmekten kurtulamadı.

Yaşadığımız topraklarda çok renkli, çok dilli halkların yaşadığı bir coğrafya Türklük adına bu coğrafya kanlara bulandı, halkların acılı yurdu haline getirildi. Türklük ve tekçilik üzerine kurulan Cumhuriyeti var etme ve koruma adına, kendi asalak sömürü düzenlerini sürdürebilmek için diğer tüm halklara zulüm, katliam, soykırım reva görüldü. Yaratılan milliyetçi şoven ruhla Türkiye halkları zehirlemektedir. Kendi sömürü ve zulüm düzenlerinin devamı için araç edildiler. Ama her halk, her direniş katliamla sindirilemeye, ezilmeye çalışıldıkça, Türk halkıda daha çok baskı, sömürü, zulüm altına girdi, katliamlara maruz kaldı.

Maraş’tan, Alevi halkımızı vahşice katledenler, hamile kadınlarımızın karnını deşenler, 19 Aralık’ta tutsak aldığı devrimciler karşısında tüm zalimliklerine rağmen boyun eğdiremeyenler onları diri diri yakarak yok etme, teslim alma yoluna gitti. Zindanlarda ki tutsak devrimcilere karşı uyguladığı vahşi katliamlarına yenisini eklemesine rağmen teslim almayı başaramadı, başaramayacakta. Her dönem her türlü katliamı denediği, yaptığı Kürdistan’da bu kez de Roboski de sivil halkı uçaklarıyla vurarak katlederek, bedenlerini parçalayarak gözdağı vermeye çalıştı. Ama bu Kürt halkının teslim alınması sindirilmesini değil, direnişe, mücadeleye daha da sıkı sarılmasını getirdi. Türkiye oligarşisi ve onun faşist iktidarı uluslararası emperyalist efendilerine daha iyi hizmet etme ve kârlarına daha çok kâr katmak, sistemlerinin devamlılığını sürdürmek için her yöntemi kendine mübah görmekte. İşte yapılan katliamlarda bunun ürünü. Alevi, Ermeni, Ezidi, Süryani, Kürt, Arap kısacası tüm farklılıklar ve bu coğrafyanın onuru, yüz akı devrimciler bu faşist düzenin hep hedefi oldu ve hep katliamlardan geçirildi.

Bugün de bu katliam, baskılar ve yok etme politikaları tüm hızıyla devam ediyor. Bu faşist düzen sürdükçe de devam edecek.

Zulme son vermek, halkların farklılıkların birbirine düşman edilmesine, hakların insanca yaşamalarını savunuyor ve istiyorsak, özgür eşit bir yaşam istiyorsak bunun tek yolu var; Örgütlenmek, mücadele etmek, faşist devlete karşı dişe diş bir mücadeleyle onları hak ettikleri çöplüğe yollamaktan geçmektedir.

Barış, demokrasi reformu vb söylemlerinin peşine takılmak değil, bu zalim sistemle uzlaşarak ya da ara çözümle sistemin kötü yanlarını törpülemekle hiç değil. Çünkü bu yaklaşım, bu zalim sistemin kendini sağlama alması ve güçlendirerek yeni katliam soykırımları yapması demek olacaktır.

Katliamlara, ayrımcılığa ve zalimliğe son vermek istiyorsak, ki istiyoruz, o zaman görev ve sorumluklarımıza daha sıkı sarılarak bu faşist düzeni yerle bir etmek zorundayız. Her katliamın yıl dönümünde sadece onu lanetlemek, kayıplarımızı anmak değildir. Onun bizlerde yarattığı öfkeyi, kini politik mücadelemizin harcı yaparak, mücadeleye daha sıkı sarılmaktır. Bunu başaramadığımız her dönem yeni katliamlar birbirini izleyecektir.

19 aralık, Maraş ve Roboski katliamların hesabını sormak mücadele ve bu faşist sistemi yok etmektir.

Katliam ve zulme son vermenin tek yolu DEVRİM.

15 Aralık 2020

Önceki İçerikGüney Kürdistan’da olup bitenler üzerine…
Sonraki İçerik48 kadın örgütünden çağrı: