Manşetler

‘KBDH 8 Mart ruhuyla Türkiye devrimini sosyalizmle taçlandıracak’

Medya Haber’e konuşan Kadınların Birleşik Devrim Hareketi’nin (KBDH) Konsey Üyesi Çiğdem Doğu “KBDH, bu yıl 8 Mart geleneğiyle Kürdistan ve Türkiye’deki kadınlarda savunma bilincini daha güçlü açığa çıkaracak” dedi.

Türkiye ve dünyada kadınların egemen sistemin dayatmalarına karşı direniş sergilediklerini belirten KBDH üyesi olan İmera Fera Yeşilgöz “KBDH 8 Mart ruhuyla Türkiye devrimini sosyalizmle taçlandıracak” diye konuştu.

8 Mart mücadele ruhu günümüz kadınlarına nasıl bir miras bırakmıştır?

İmera Yeşilgöz: Öncelikle devrim mücadelesinde şehit düşen tüm yoldaşları saygı ile anıyor, Efrîn’de Erdoğan faşizmine karşı direnen kadınların direnişçi ruhu ile tüm kadınların dünya kadınlar gününü kutluyorum. 8 Mart bilindiği üzere günümüze bir direniş günü olarak gelmiştir. Amerika’da eşit iş, eşit ücret şiarıyla gerçekleşen bir grevin sesi günümüze kadar bir direniş yankısı olmuş; bizlere yol göstermeye devam etmektedir. Bu direniş ABD tarafından kanla bastırılmıştır. Kadınlar yangında fabrika içerisinde can vermiştir lakin o günden bugüne kalan yalnızca vahşet boyutu değil orada gösterilen mücadele ruhu da büyük bir miras olarak günümüz kadınlarına bırakılmıştır. Biz bunun yansımasını günümüzde kadın yoldaşlarımızın ortaya koyduğu fedai ruhta ve eylemselliklerde görebiliyoruz. 8 Mart’ın direnişçi ruhunu Kobanê sokaklarında çetelere karşı bedenini feda eden Arin Mirkan şahsında görebiliyoruz. Erdoğan faşizminden hesap sormak için ülkeye giderken çetelerle girdikleri çatışmada ölümsüzleşen Özge ve Asiye yoldaşların mücadeleleri de 8 Mart’ın direniş ruhunun bir yansımasıdır. Son olarak en somut örnek olarak Erdoğan faşizminin Efrîn’e yönelik gerçekleştirdiği saldırıya karşı gösterilen büyük mücadeleyi gösterebiliriz. Esasında 8 Mart ruhu günümüze kadar sürekli bilinçlenen ve canlılığını koruyan bir direniştir.

KBDH adı altında geçen yılın 8 Martı’nda örgüt olarak kuruluşunuzu ilan ettiniz. Geçen bir yıllık süre zarfı içerisinde örgüt olarak nasıl bir ivme kazandınız.?

Çiğdem Doğu: Bu yılın 8 Mart’ı çok büyük direnişlerle karşılanıyor. Kuzey Kürdistan ve Güney Kürdistan özelde Efrîn’de ve Türkiye’de kadınlar şahsında çok büyük direnişler ortaya çıktı. Sömürgeci zihniyete karşı YPJ savaşçıları mevzilerde büyük bir mücadele veriyor. Kürt anaları, Efrînli analar çok büyük bir mücadele içerisindeler. Bu vesile ile tüm dünya kadınlarının, Kürt ve Türk kadınlarının 8 Mart’ını kutluyorum. 8 Mart çok büyük bedeller ödenerek bugüne miras olarak bırakılmıştır. Çok anlamlı bir şekilde bugün karşılanıyor. Efrîn direnişi de buna örnektir. Tabi bu direnişçi ruhla mücadele edip şehit düşen yoldaşlarımızı da 8 Mart’ın anlam ve önemiyle anıyoruz. KBDH örgüt haline gelmeden önce tabi ki öncesinde bu temelde çalışmalarımızda vardı. Derin bir tartışma süreci de gelişti. İlanını gerçekleştirirken özellikle 8 Mart’a denk gelmesine önem verdik çünkü; sonuçta bizler de devrim için mücadeleye kendini adamış, sosyalizme inanmış örgütleriz. O yüzden geçen yılın 8 Mart’ında örgüt olarak kuruluşumuzu ilan ettik. Türkiye’deki devrimci kadın örgütlenmelerini yeni bir düzeye ulaştırmak istedik. Temel olarak kuruluş amacımız da buydu. Tabi kuruluşumuzla birlikte kadınlarda belli bir bilinç açığa çıktı. Türkiye’deki birçok devrimci kadın, saldırı ve katliamlarla yüz yüze kaldı ama bunun karşısına hep bir direniş ve boyun eğmeyen bir duruşla çıktı. Elbette bunun daha güçlü bir düzeye ulaşması gerekir. Tüm bu ödenen bedellerin, ortaya konulan emeğin mutlaka daha güçlü bir sonuca ulaşması gerekir. Halkların Birleşik Devrim Hareketi örgütlenmesi vardı ama bunu kadın birleşenini de yapmak gerekiyordu çünkü; gerçekten de Türkiye devrimi bir kadın devrimidir. Belki bu bütün devrimler açısından öyledir. Mesela bugün Kürdistan açısından da baktığımız zaman gerçekleşen devrim kadın eksenlidir. Bu toplumlara ait bir değer konumundadır. Aynı zaman da sosyalizme de ait değerdir. Sosyalist devrim demek kadın devrimi demektir. Sizin de dile getirdiğiniz gibi geçen yıl kuruluşumuzu ilan ettik. 2018 yılının 8 Mart’ında da bir yılımızı dolduracağız. Bu da tabi ki bizim için çok anlamlıdır. Şüphesiz ki zaten biz bunun örgütsel değerlendirmesini de yaptık. Bir yıl içerisinde KBDH olarak ne yaptık ne tür gelişmeler sağladık, kadınların ihtiyaç duyduğu amaçlara cevap olabildik mi değerlendirmeleri çerçevesinde ele aldık. Yeterli yanları çok çıktı diyemeyiz tabi ki. Belki de Türkiye tarihinde bu adım bir ilkti. O açıdan güçlü bir örgütselliği hemen açığa çıkardık, pratik alanlara bir müdahale geliştirdik, kadın dinamizmini hemen açığa çıkardık diyemeyiz. Bir yıllık süre zarfı içerisinde çok büyük gelişmeler katettiğimizi söyleyemeyiz. Tabi bu bizim açımızdan bir özeleştiri konusudur fakat şunu da belirtmemiz gerekir; değişik örgütlenmelerin bir araya gelerek yeni bir yoldaşlık oluşturması elbette ki farklı bir durumdur. Bunun yanında değişik kadın kimliklerin bir araya gelerek demokratik bir örgütlenme açığa çıkardığını rahatlıkla dile getirebiliriz.

Geldiğimiz düzeyde bu önemli bir gelişmedir. Bu mücadele süreci içerisinde gelişen birtakım eylemselliklerimiz de oldu. Hem Medya Savunma Alanları hem de Türkiye metropollerinde gelişen kimi askeri eylemlerimiz de oldu. Hem Türkiye’deki faşizme karşı kadın cephesinden verilen cevaplar oldu hem de gelişen erkek egemenlikli zihniyete karşı birtakım eylemselliklerimiz de gelişti. Bunu da bu sürecin bir gelişmesi olarak ifade etmek isterim. Bu süreç içerisinde kahramanca şehit düşen yoldaşlarımız da oldu. KBDH olarak bizim için de bir gelenektir. Mücadelemize anlam katan şüphesiz ki şehitlerimizdir. Bu anlamda Delal yoldaştan başlayarak şehitlerimizi anmak istiyorum. Delal yoldaş KBDH örgütünün ilk kuruluş süreçlerinde çalışmalara katkı sunan yoldaşımızdı. Örgüt olarak ilan edilmeden önce de alt-yapı hazırlıklarında da Delal yoldaşın çok büyük çabaları olmuştur. Biz de onun emeğine bağlılığın gereği olarak mücadelemizi yükseltmek istedik. Mercan yoldaş Dersim’de, Destan ve İdil yoldaşımız Rojava’da savaşarak şehit düştü. Yaşanan bu kahramanlıklar bizim açımızdan daha büyük bir kararlılık açığa çıkardı. Gelişimimizin temel dinamiği bu yoldaşlarımızdır. Tabi ileriki süreçlerde daha büyük örgütlenmeler gerçekleştirmemiz lazım, daha büyük eylemsellikler açığa çıkarmamız gerekiyor çünkü; her bir yoldaşımız bir intikam gerekçesidir. Bu temelde birinci yılımızda hem özeleştirimizi veriyoruz hem de daha net bir şekilde iddiamızı ortaya koyuyoruz.

Amacınız parçalı bir duruşa sahip olan kadın örgütlerini bir çatı altında toplamaktır. Peki örgüt olarak salt askeri boyuttan ziyade diğer boyutlarda da bütünsellikli olarak ele alınabilir mi?

Çiğdem Doğu: Biz tabi daha çok öz savunma boyutuna önem veriyoruz, birbirinden kopuk olarak da ele alamayız. Öz savunma dediğimiz durum kadının toplum içerisindeki öz savunmasını gerçekleştirmektir. KBDH olarak şu anki süreçte bizim daha çok önem verdiğimiz şey kadında öz savunma bilincini oluşturmaktır. Toplum içerisinde kadın öyle bir hale gelmiş ki her gün onlarca kadın katlediliyor. Kadın ölümüne alıştırılmış bir toplum gerçeği açığa çıkıyor. Bu kadar kadının ölmesi demek toplumun ölmesi demektir. Bu kadar kadının öldürülmesi demek yaşamın öldürülmesi demektir. Bu nedenle bu bir varoluş sorunudur. Bizim için “vardık, varız, var olacağız” bizim için çok anlamlı bir sözdür. Salt bir slogan olarak değil kadının toplumsal boyutunu dile getiren bir anlam olarak ele alıyoruz. Kadınlar kendi iradeleriyle var olmadan toplum var olamaz. Türkiye bu anlamda çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Faşizm kadına yönelik saldırılar Erdoğan ve AKP şahsında çok somut bir şekilde kendisini dışa vuruyor. Buna karşı bizlerin de örgütlenmemizi daha güçlü bir boyuta getirmemiz gerekiyor. Bu açıdan KBDH olarak buna çok özel bir önem veriyoruz. Öz savunma olmazsa olmaz bir değerdir. Mesele eline silah alıp bomba patlatmak değildir sadece. Kaldı ki bu boyutu gerektiren durumlar da vardır. Bu durumlara karşı elbette askeri boyutta savunmamızı yapacağız fakat bunu daha geniş tutmak da gerekiyor. Bu temelde de mücadeleyi daha da geliştirme konusunda büyük amaçlarımız ve çabalarımızda var. Buradan başlayarak çok boyutlu bir mücadele olduğunu da ifade edebilirim ve şunu da söylemek gerekir; KBDH bu yıl 8 Mart geleneğiyle Kürdistan ve Türkiye’deki kadınlarda savunma bilincini daha güçlü açığa çıkaracak.

Kadınların mücadele ve bilinç düzeyi arttıkça erkek faşizmi ve egemen sistem de kadına karşı hep bir saldırı pozisyonundadır. Bu pozisyonlara kadın tecavüzleri ve katliamları gösterilebilir. Bu saldırıları karşı kadınların sergiledikleri mücadele sizce dönemin ruhuna denk midir?

İmera Yeşilgöz: Bahsetmiş olduğunuz kadın tecavüzleri ve katliamlarının bu denli artmasının elbette ki tarihsel bir sebebi de mevcuttur. İktidar aygıtının bu kadar yoğun olduğu bir ülkede kadın katliamlarının olmaması mümkün değil. Bu durum Erdoğan ve AKP iktidarıyla birlikte ciddi oranlara ulaşmış durumdadır. Bu doğrudan iktidar merkezinin gerçekleştirdiği bir yönlendirmeden kaynağını alıyor. Bunlar ara ya da lokal olarak gelişen olaylar değildir. Baktığımızda bugün baş faşist olarak ele aldığımız Erdoğan kadın bedeni üzerinde hunharca politikalarda bulunabiliyor. Erdoğan ne zaman bir gündem sıkışıklığı içerisine girse, savaşın yoğunluğu ne zaman artsa kadın bedeni üzerinde açıklamalarda bulunuyor. Kadınların kıyafetlerine yönelik değerlendirmeler yapıyor. Bu açıklamaları hiçbir ahlak çerçevesinde değerlendiremeyiz. İktidarını koruyabilme ve esasında kendini tabanı için bir talimatname oluşturma amacıyla yapmaktadır. Dikkat edelim, ne zaman bir Erdoğan açıklaması gerçekleşse muhakkak bir kadın şiddete maruz kalıyor ya da öldürülüyor. Kadınların otobüslerde kıyafetleri yüzünden şiddete maruz kaldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bu olayları Erdoğan’ın faşizminden ayrı bir şekilde ele alamayız. Yoldaşımız da ayrıntılı bir şekilde öz savunmaya dikkat çekti. Çilem Doğan ve Nevin Yıldırım şahsında öz savunma direnişi çok güçlü bir şekilde açığa çıktı. Kendilerine yönelik cinsel saldırıları cezalandırmışlardır. Bunu toplumda örgütlendirmek gerekir. Öz savunma dediğimiz şey sadece silahlarla gerçekleştirilen bir durum değildir. Faşizme karşı oluşturulan devrimci bilinç de bir öz savunmadır. Bu bilinci de örgütleyebilmek KBDH’ın kendisine amaç edindiği bir durumdur. Bu mücadeleyi geliştirmenin temel yolu kadınlardaki özgürlük bilincini açığa çıkarmaktır. Şunu da belirtmek gerekir KBDH 8 Mart ruhuyla Türkiye devrimini devrim ve sosyalizmle taçlandıracak.

Şu an Efrîn’de kadınlar öncülüğünde büyük bir mücadele veriliyor. Avesta Xabur ve Barin Kobanê şahsında açığa çıkan direniş ruhu sizce 8 Mart’a nasıl bir anlam kazandırmıştır?

Çiğdem Doğu: Efrîn’de gelişen sıradan bir direniş, sıradan bir mücadele değildir. Bu direnişin hakkını vermek gerekiyor. Erdoğan elinde ne kadar gücü ve tekniği varsa hepsini toplayıp Efrîn’e yönlendirmiştir. Bir işgal gerçekleşti, bunun karşısında ortaya çıkan direniş tarihte görülmemiş bir direniştir. İnsan sözle de çok dile getiremiyor çünkü; sıradan bir direniş değil. Tüm teknik ve donanıma karşı sonuna kadar direnen bir halk gerçekliği var. Bu dinamizmi de ortaya çıkaran şüphesiz kadınlardır. Avesta ve Barin yoldaşların bu direnişe nasıl bir anlam kazandırdığını sordunuz. Burada var olan özgür yaşam sistemidir. Bir diğer husus da kadınların bu sisteme ettiği öncülüktür. Kürdistan özgürlük mücadelesiyle birlikte açığa çıkan bu ruhun dağlardan giderek şehirlere yansıması bugün Efrîn gerçekliğini açığa çıkarıyor. YPJ orada askeri boyutta büyük bir örgütlenme gerçekleştirmiştir fakat orada ortaya çıkan sadece bu değildir. Kadınlar orada devlet sisteminden uzak bir şekilde yaşıyorlar, ekonomik boyutta da yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Kendisini erkekle eşit gören ve bunu somutlaştıran bir kadın modeli var. Kadın her anlamda birçok şeye maruz kalıyor. Bütün bunlar karşısında da alternatif ortaya koyan bir kadından bahsedebiliriz. Bunu kesinlikle tahlil etmek lazım. Efrîn’deki direnişin nasıl bu düzeyde açığa çıktığını ciddi anlamda çözümlemek gerekir. Erdoğan ilk gün ‘3 saatte Efrîn’i alacağız’ dedi. 3 saat olmadı ‘3 günde alacağız’ dedi. Ondan sonra zaman veremem dedi. Hala da zaman veremiyor ve bu direniş tüm azmiyle devam ediyor. Bu direnişin genlerinde kadının özgürlük ideolojisi, bilinci, aşkı var. Avesta ve Barin yoldaş açısından baktığımızda yurt sevgisini, toprağa bağlılığı, toprağını savunma ve onunla bir olma ruhu muazzam bir şekilde açığa çıktı. Bu sıradan bir askeri direniş değil. Zaten bu kadar yoğun bir saldırı karşısında kesinlikle sadece askeri bir duruşla bu kadar ayakta kalınamaz. Orada büyük anlamda iradi bir duruş var. Efrîn direnişiyle 8 Mart çok daha güçlü bir anlam kazandı. Ve bu ruhla doruğa ulaştı. Aslında bu yılın 8 Mart’ı kadınları daha güçlü kılıyor. Bizim her zaman dile getirdiğimiz bir sloganımız var, hep diyoruz ki; “Kadınlar günü bir gün olmasın, bütün günler kadınların günü olsun.” Bu anlamda Efrîn direnişi çok daha büyük bir umut vaat ediyor. Asrın direnişinde açığa çıkan kadın ruhu bir asra öncülük edecek. 2018 yılı 8 Mart’ında kadın direnişini her alanda beslemeliyiz. Kürdistan’ın her bir parçasından tutalım dünyanın her yerindeki kadınlara öz savunma zemini oluşturmalıyız. Bu çağrıyı da bu şekilde belirtmek isterim.

Asrın direnişine öncülük eden kadınların direnişi temelinde özelde Türkiye olmak üzere tüm dünya kadınlarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Çiğdem Doğu: Çok daha yakın bir coğrafya olması ve kaderimizin de ortak olması itibari ile şunu bilmek gerekir ki; Kürdistan devriminin ve Türkiye devriminin kaderi ortaktır. Bu açıdan bu direnişi en çok sahip çıkması gereken Türkiyeli kadınlardır. Demokrat, aydın, feminist, ekolojik, anarşist kadınlar hatta ev kadınları, öğrenci ve genç kadınlar bu mücadeleye sahip çıkmalıdır. Bunun yanında kadınlar olarak AKP faşizmine karşı Türkiye de çok daha güçlü bir mücadele ruhu açığa çıkarmalıyız. Bizler egemenliğin açığa çıkarmak istediği hegomonik iktidara izin vermemeliyiz. Hem toplumun hem de kadının geleceği açısından bu çok önemlidir. Bu savaştan en çok zarar görenler de Türkiyeli kadınlardır. Ne zaman Efrîn’de zorlansalar dikkat edelim gündeme cinsel istismar, zina giriyor. Yoldaşın da dediği gibi bu olaylar kendiliğinden olmuyor. Bu planlanmış sistematik bir özel savaş uygulamasıdır ve bu savaş ilerledikçe çok daha kirli boyutlara ulaşıyor. O yüzden Türkiyeli analar çocuklarını savaşa göndermemelidir. Türk ordusuna göndermemelidir çünkü; halkın bu savaştan elde edebileceği hiçbir çıkarı yoktur. En başta buna karşı koymaları gerekir. Dünya kadınları açısından da yaygınlaşan bir kadın mücadelesi var. Kürt kadınları dışında da büyüyen bir kadın mücadelesi var. Elbette bizim de amacımız bunu daha çok büyütmek olmalıdır.

Sizin iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

İmera Yeşilgöz: En net haliyle şunu ortaya koymamız gerekiyor ki mücadele ettiğimiz bir faşizm gerçekliği vardır. Faşist bir iktidarla ve devletle savaşıyoruz. Bunun savaşımını en net haliyle ortaya koymamız gerekiyor. İktidarının varlığını ancak OHAL ve KHK ile sağlamaya çalışan bir faşizm uygulaması var. Bilindiği üzere faşizm bütün alanlara sirayet eder lakin en çok kadın örgütlenmelerinin olduğu yerlere savaş açar. Bugün gündeme ilişkin gerçekleştirilen herhangi bir eylemsellik yalnızca alanıyla sınırlı kalabilir. Örneğin bugün atanamayan öğretmenlerin problemi yalnız atanamayan öğretmenlerin problemi olabilir lakin İzmir’de tecavüze uğrayan bir kadının problemi Şırnak’taki bir kadının da problemidir. Cizre’de evladını buzdolabında bekleten bir annenin yaktığı ağıt aynı zaman da Denizli’deki bir kadının da ağıdıdır. Kadının özgürlük hareketi kelebeğin kanat çırpışına benzer, yayılır ve kendisini bütün kadınlara ulaştırır. 8 Mart ruhuyla KBDH yeni bir direniş zeminini oluşturuyor. KBDH, kadının özlemlerinde olan örgütlülüğün dışa vurumudur. Bu temelde bütün kadınlara çağrımız; Şehit Heval Yeşilgöz’ün, Şehit Eylem Ataş’ın direnişçi ruhuyla tüm kadınları KBDH zemininde örgütlenmeye çağırıyor ve Efrîn’deki kadınların direnişçi ruhuyla meydanları doldurmaya davet ediyoruz. Tekrardan tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyoruz.

8 Mart 2018

 

Yazdıre-Posta

Brosurler

Devrimci Cephe Brosur Dizisi