Manşetler

Bizim safımız Mollaların karargâhları değil İRAN SOKAKLARI’dır

 

Tüm dünya kaynıyor, halklar ayakta, Ortadoğu eksenli üçüncü dünya savaşı yaşandığı konusunda nerdeyse herkes hemfikir. Bu temelde soruna ve gelişmelere, çelişki ve çatışmalara baktığımızda dünyayı yöneten, yön veren emperyalist güçlerin dünyayı kontrol etmekten çok ipin ucunu ellerinden kaçırdıklarıdır.

 

Her ne kadar ABD ve AB emperyalistleri bir cephe olarak hareket ediyor gibiyse de, kendi aralarında ciddi çelişki ve çatışmalar yaşamaktalar. AB bir yanda ABD’ye karşı alternatif olmaya çalışıyorsa kendi içinde de dağılma riskinden de kurtulabilmiş değil. AB’nin başını çeken Almanya kendi içinde bir istikrar sağlayamıyor, son seçimlerle hükümet dahi kurmakta zorlanıyor.

 

Diğer yanda ABD-AB karşıtlığında Rusya, Çin ve İran ittifakı yer alıyor. Ve emperyalistlerin (ABD–AB) uzun yıllardır hazmedemedikleri ve her fırsata alt etmeye çalıştıkları İran molla rejimi ve onun içinde yaşadığı çalkantılar. Kısacası dünya genelinde ciddi bir savrulmadan bahsetmek mümkün. Bu savrulmanın hangi yönde yeniden bir dengeye oturacağı meselesi hala çok karışık ve belirsiz. Bunun halklar lehine bir dengeye oturmasıysa devrimci güçlerin izleyeceği doğru yönelim ve politikalara bağlıdır.

 

Suriye’de yaşanalar ve gelinen nokta sır değil, herkes tarafında biliniyor. Gerek uluslar arası güçler gerekse bölge gerici ve faşist devletler bölgeyi kendi istemleri doğrultusunda yeniden dizayn etmek isterken adeta her şeyi denetimlerinden kaçırıp aleyhlerine sonuçlanacak noktaya vardı. Bu kaos ortamında Rojava devrimi ve Kürt yöneliminin ortaya çıkması ve elde ettiği başarılar önemli olduğu kadar bölge için izlenmesi gereken yolu da göstermiştir. Halkların özgür ve demokratik birlikteliği temelinde bir yaşam kurması. Tüm uluslar arası güçlerin yönelimleri karşısında bir üçüncü yolun da mümkün olduğunu pratikte ortaya koymuş, dünya ve bölge halklarına yeni bir umut olmuştur.

 

İran’da başlayan eylemlerin öncülüğünü görebildiğimiz kadarıyla kadınlar ve gençler yapmaktadır. Bu çok önemli ve mücadeleyi ileriye sıçratacak bir dinamiktir. Önce “Yoksulluğa Hayır" sloganıyla başlayan eylemler giderek politikleşip direkte Molla rejimini hedefine koymaktadır. "Diktatörlüğe ölüm" sloganlarına dönüşmesi giderek yayılması ve Tahran'daki eylemlerde sloganlar "Diktatörlüğe ölüm", "Ruhani'ye ölüm", "Xamaney'e ölüm" ve "Kahrolsun İslam Cumhuriyeti" sloganlarının bir adım ötesine geçerek "Xamaneye katil, velayeti feqi batıl" ve "Reformistler, muhafazakârlar artık devriniz bitti" sloganlarına dönüştü.

 

78 İran devriminden sonra tıpkı ülkemizde sistemin içine girdiği krizden çıkmak ve bölgede emperyalistlerin yeni yönelimine ileri karakol olarak ele aldığı Türkiye de AKP’yi iktidar yapması Türkiye’deki liberal-sol-demokratların AB hayalleri ve sistemi kendi içinde düzelteceğinde emin oldukları AKP iktidarını hararetle desteklemelerine benzer bir durumda İran’da yaşanmıştı. İranlı sol ve demokrat hareketler de İslamcıların adım adım iktidara yerleşmelerine çanak tutmuşlardı. Ondan sonra İran Molla rejimi, halklara, farklı inanç ve yaşamlara karşı her türlü zulmü uyguladı. BU yanlış yaklaşımlar sonucu Molla rejimi iktidarını sağlamlaştırdıkça tüm muhaliflerini katletmekten ve her türlü zulmü uygulamaktan geri kalmadı. Bugün AKP yönetimindeki faşist diktatörlükte bu şekilde iktidarını pekiştirdi.

 

ABD’nin Irak ve Suriye girişimleri ve Suudi Arabistan, İsrail’in asıl hedefi her zaman İran olmuştur. Ama bugün İran’da yükselen halk hareketliliklerine hemen ABD yanlısı ya da uluslar arası güçlerin kışkırtması olarak ele alıp ona karşı soğuk davranmak, uzak durmak bunların bahanesine sığınmak her halde dünyada ki en büyük körlük olacaktır. Bu bakış açısı dünyada yaşananlar ve özellikle bölgede ortaya çıkan çelişki, çatışmalar, süren savaşlar, her gün değişen denge ve ittifakları çok yanlış değerlendirmek ve görmemektir.

 

Burada aslolan halkların ve o halkların içinde bulunduğu devrimci dinamiktir. Ki İran’da başta Kürt Özgürlükçülüğü olmak üzere bu yönlü canlı dinamikler mevcuttur. Biz emperyalistlerin yaklaşımını, politikalarını değil tıpkı Suriye çatışmasında olduğu gibi arada üçüncü yolu yaratmak için ortaya çıkan dinamiği desteklemek ve onla birlikte olmak zorundayız. Aksi tutum Anti- Emperyalistlik adına büyük bir körlük olacaktır. Kaba anti- emperyalistlik ajitasyonlarıyla değil, bölgenin ve ülkenin asıl çelişki çatışmalarıyla okumak ve üçüncü yolu yaratmak olmalıdır.

 

Yoksa kaba, içi boş sloganlarla yaklaşmak dün; emperyalizme bir taş dahi atmayanların bugün anti- emperyalizm sloganlarının anlamsızlığı. Ya da tersi yaklaşım geçmişte Arap baharı ve Yunanistan’da iktidar olan  Çipras’ın ‘başarılarına’ öykünüp Arap baharlarını selamlayanların onunla yetinmesi ve ülkenin Çipras’ıda biziz gibi öykünmeci, kendine, gücüne güvensiz popülist politikalardan uzak durmak.

 

Yanı başımızda yaşanan tüm bu çalkantılar, çatışmalar giderek iflasa giden korkular içinde yaşayan faşist Türk devleti ve onu yönetenlerin uykularını kaçırıyor. Bu gelişmeleri doğru ele alıp ona kaba sloganlarla yaklaşmak yerin buralarda ortaya çıkan rüzgârı ülkemize taşımak, ülke halklarımızın faşist diktatörlüğe karşı mücadelesini yükseltmede bir sıçrama noktasına çevirmeliyiz.

 

Bu temelde İran’da yaşananlar karşısında bizim safımız ne emperyalist ve gerici faşist rejimlerinin İran’a yönelik politikaları ve hesapları, nede Mollaların karargâhları değil. Bizim safımız nettir İRAN SOKAKLARI’dır. Bizim safımız, "Zaferden sonra evlere dönmeyeceğiz ve yaşamın her alanında var olacağız" diyen İran’lı kadınların safıdır.

Bizim safımız, ezilen, sömürülen, Kürt’ü, Azeri’si, Fars’ıyla, işçisi, kadını, genciyle İran halklarıdır...

 

Şemdin Şimşir

4 Ocak 2018

 

 

Yazdır e-Posta

Brosurler

Devrimci Cephe Broşür Dizisi