Manşetler

BÖG Komutanı İmera Fera Yeşilgöz, Türkiye’den Rojava’ya uzanan bir devrimci yaşam

 

Birleşik Özgürlük Güçleri komutanlarından İmera Fera Yeşilgöz, Komün Gücü’nün  sorularını cevapladı. Rojava BÖG karargahında gerçekleştirdiğimiz röportajda Yeşilgöz Türkiye’den Rojava’ya uzanan yaşamını ve Türkiye’ye dair sorularımıza cevap verdi. Yeşilgöz ile gerçekleştirdiğimiz röportajın tamamı ve youtube linki aşağıdadır.

 

Merhaba İmera bize kendini tanıtabilir misin?

Adım İmera Fera Yeşilgöz. DKP-BÖG savaşçısıyım. Çukurova bölgesinden DKP saflarına katıldım.

 

Mücadele hayatınızı ve katılım sürecinizi bize anlatabilir misiniz?

İlk olarak lise dönemimde örgütlü mücadeleye dahil oldum. Daha sonrasında üniversite yaşamımda gençlik mücadelesine devam ettim, daha sonrasında parti mücadelesine katıldım. Mücadele hayatım boyunca varolan çelişkileri yoğun bir şekilde takip etti hayatım. Gerek kadın alanında, gerek kimliksel mücadele alanında, gerekse bulunduğumuz gençlik alanında. Özellikle zaten gezi direnişi sonrası sistemin halk üzerindeki baskısının yoğun bir şekilde artması ve varolan Roava’da ki Kobane direnişi ile birlikte, AKP-IŞİD faşizmininde Türkiye nezninde daha da belirgin hale gelmesi başta Çukurova bölgesinde olmak üzere tüm Türkiye topraklarında varolan çelişkileri daha da derinleştirmişti. Bundan kaynaklı artık sistem içerisinde insanın kendisine bir yer bulabilmesi, kendisini sistemin göstermiş olduğu alanlarda mücadele hattına dahil edebilmesi, bunu devrimcilik olarak görebilmesi, gerçekten o komünist ruhu hissedenler için ve yanıbaşında ki yoldaşlarının bu mücadeleyi daha da ön saflara taşıması ile birlikte sana yeterli gelmemeye başlıyor. En azından bana daha yeterli gelmemeye başladı. Haliyle bu sefer sistemle nasıl bir mücadele, nerede mücadele, nasıl bir başarı, nasıl bir devrim sorularını yeniden gündemime almış oldum. Tam da bu çıkışı benden önce yakalayan aynı bölgede birlikte faliyet yürüttüğümüz, mücadele verdiğimiz Heval Yeşilgöz’ün, Bedrettin Akdeniz’in, Özge Bali’nin ve Eylem Ataş’ın mücadele saflarına, silahlı mücadele saflarına katılımı ile birlikte esasen ben de yönümün ve sistemle olan ayrışmamın ne noktada olması gerektiğini bir kez daha kendime fark ettirerek ve bunu işçi sınıfı ve ezilen halkların ortak mücadelesinin ancak bir devrimi mümkün kıldığına inanarak, bunu görerek DKP saflarıına Kadın Özgürlük Gücü saflarına katıldım .

 

DKP’nin Rojava’da bulunmasını etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devrici Komünarlar Partisi, Birleşik Özgürlük Güçleri, Kadın Özgürlük Güçleri devrimci bir savaş örgütü olarak ve sınıfın öncü partisi olarak kendisini devrim topraklarında inşa etmesinin elbette ki büyük getirilerini yaşadık hep birlikte, tecrübe etmiş olduk. Öncelikle kendi kurtuluşunu kendi sınıf kimliğinde barındıran proleteryanın öncü partisi olan Devrimci Komünarlar Partisi’nin devrim topraklarında gerekleşen inşasını ve varolan sistemle netliğinin ayrışması ve aynı zamanda kendi kurtuluşundaki netliği, sistemsel kopuşundaki netliği tariflemesinde daha belirgin noktada durdu. Devrimci Komünarlar Partisi her zaman sınıf çelişkilerini önde tutan, lakin bunun yanı sıra sınıfın kendi kurtuluş mücadelesini ezilen halkların özgürlük mücadelesine eşitleyen, bununla birlikte her zaman PKK, YPG-YPJ ile yan yana durmayı bilen bu ittifak gücünü daima geliştiren bir konumda durması ve yanıbaşımızdaki silahlı mücadele örgütünün bu vakte kadar biriktirdiği bütün tecrübelerden faydalanması partimizin erken olgunlaşmasına sebebiyet vermiştir. Kadın Özgürlük Güçleri esasında buradaki bir devrimin inşasının öncü gücü olan YPJ ile kendisini yan yana var etmesi, ilanını tekrarında devrim topraklarında gerçekleştirmesi savaş gücünün esasında nereden kaynaklandığını, kadının kendisindeki özgücünden aldığını ve savaştaki kadının öncü rolü, kadının komuta rolü, kadının cephelerdeki yalnızca savaşan konumundaki değil aynı zaman da savaşı yöneten durumu vs. bunların hepsi kadın özgürlük gücünü besleyen bir duruma geldi. Kadın Özgürlük Güçleri kendisini Rojava da ki ilanından sonra her zaman için yönünü sadece Rojava ile sınırlayan değil başta Türkiye olmak üzere ezilen kimliği, ezilen kadın kimliği, emeğinin sömürülmesi vs. tüm kadınların adresi olma şiarıyla yola çıktı. Eylem Çukurova topraklarından, Zahide İzmir topraklarından katılım yapmış yoldaşlarımızdı. Bunu gören bir yerden Kadın Özgürlük Gücü esasında başta tekrarlamak gerekirse Türkiye’de ki kadınlar olmak üzere dünyanın birçok yerinde ki kadınların silahlı devrimci savaş örgütüdür. Bu mihvalde savaş açar. Ve daima erkek egemen sisteme, patriyarkal sisteme nasıl diyelim; gericiliğin oluştuğu bütün odakların dağıtılması noktasında silahlı mücadeleyi esas alarak kadın özgücüne dayalı örgütlü bir savaş örgütüdür.

 

Rojava’daki pratiklerinizden bahsedebilir misiniz?

Birleşik Özgürlük Güçleri ve Kadın Özgürlük Güçleri Kobane serhıldanı ile birlike Rojava topraklarına konumlandı. Ve kendi ilanını direnişin merkezinde kentin sokaklarında Kobane’de gerçekleştirdi. Kobane zaferinin ardından Ş. Rubar Qamışlo hamlesi, Tışrin hamlesi, Şeddat hamlesi, Minbiç hamlesi ve son olarakta IŞİD’in merkezine yönelik gerçekleştirdiğimiz Rakka hamlesinde Birleşik Özgürlük Güçleri ve Kadın Özgrülük Güçleri savaşçılarımız aktif bir şekilde yer aldı. Gerçekleştirilen bütün bu hamleler sadece fiziki bir dahil oluş değildi. Gerçekleştirilen aynı zamanda çeteleri yok etmeye karşı gerçekleştirilen her vurucu davranışta her vurucu darbede güçlerimiz en aktif şekilde yer aldı.

 

Bir devrimin savunucusu olmak ancak gerçekleştirilen açıklamalarla yapılamayacağının bilincine vararak doğrudan devrim topraklarında konumlandık. Esasında örgütümüzün inşasını bu topraklarda var ediyor olmanın hem avantajlarını hem dezavantajlarını birlikte yaşamış olduk. Bu da şunu getirdi. Biz savaşı daima savaşta öğrenilir diye benimsedik. Gerçek manasıyla burada edindiğimiz bütün eğitimler, teorik birikimler vs. kendisini sınadığı alanlar tekrar savaş alanları oldu. Bundan kaynaklı bu vakte kadar kendimize sağladığımız birikimlerin elde ettiğimiz tecrübelerin eğer kendini sınadığı bir pratik alan yoksa bunu kendisine tecrübe olarak katabilmenin ve seni geliştiren bir noktada durabilmesinin de çok bir imkanını sağlayamıyorsun. Bunu gördük. Bu yüzden varolan savaşlara varolan hamlelere en aktif şekilde katılırken esasen nasıl savaşılır bunu da öğrendik. Aldığımız bir silah eğitiminin savaşta tek başına yeterli olmadığını, o anki düşmanla karşı karşıya gelme pozisyonun, düşmanı yorumlama biçimin, karşı hamleyi tahmin etme biçimin vs. önemlidir.

 

Özgürlük Gücü’nü nasıl tarifiliyorsun?

Özgürlük Gücü, Devrimci Komünar bunlar sadece örgütümüze kavram olarak atfettiğimiz şeyler değil. Bunlar sadece örgüt adlarımız değil. Esasında bizim örgüt adımız kendi hareket gücümüzden geliyor. Özgürlük gücü, komünar olma bilinci bunların hepsi bizim hareket noktalarımız. İlk insandan, şuanda varolan gelişen çerçeve içerisinde oluşan son insana kadar sistemle olan çelişkilerini hiçbir zaman dindirmeyip, bunu bir direniş şekliyle daima ve sürekli sisteme yönelten insanın içindeki öfkeyi biz özgürlük gücü olarak tarifliyoruz. Özgürlük gücü insanın kendi içerisinde kendisine verdiği bir direniş talimatıdır. Sisteme karşı yönlendirdiği bir öfkedir, katılım iradesidir. Bundan kaynaklı taşı atan ilk insandan keleş kullanan insana kadar, Filistin’de direnen insana kadar, Gezi parkını başlatan ilk insana kadar bunlar esasında özgürlük gücüdür. Biz bunu böyle görüyoruz. Bugün Filistin’de direnen yoldaşlarımızdan, Türkiye’de direnen yoldaşlarımıza kadar cezaevlerinde direnen yoldaşlarımıza ve Rojava topraklarında bedel ödeyen ve hala direnen yoldaşlarımıza kadar özgürlük gücü esasında insanın içerisinde bulunan ben olma ideolojisidir. Bu ben olma ideolojisi insanın insan olarak var olabilme meselesidir. Sistemin insana yüklediği bütün o baskıcı sömürücü rolleri ötekileştirici rolleri kırarak içerisindeki ben’e dışarısındaki topluma ulaşabilme mücadelesidir. Bundan dolayıda özgürlük gücü sistemle daima mücadele çizgisini kendinde birleştiren bütün insanların içerisindeki direniş gücüdür.

 

Türkiye’nin içinde bulunduğu atmosferi nasıl değerlendiriyorsun?

Türkiye’nin şuan da içerisinde bulunduğu mevcut koşullar var olan direniş çizgisini varolan mevcut iktidarın belirlediği serbestlikler çerçevesinde gerçekleştirme imkanı sağlıyor. Ve esasında güçlerin birliğinin oluşmaması ve içlerindeki dinamizmi hareket gücünü kısmende olsa yitirmiş olmaları varolan bu serbestliği bir direniş boyutuyla ortaya koyup geriletmeyi ve kendi alanlarını yeniden oluşturmaları gerektiğinin bilincini yaratamamakta. Çünkü bahsettiğimiz o dayanışmacı güç mücadeleci güç müdahaleci gücün esasında Türkiye devrimci hareketinde kısmende olsa yitirilmiş olduğunu görüyoruz. Türkiye de faşizmin koşullarını çok aktif bir şekilde görebiliyoruz.

 

Türkiye devrimci hareketinin bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faşist AKP iktidarının 7 Haziran seçimleriyle birlikte düşüşe geçmesiyle beraber Türkiye’nin her bir tarafından patlatılmaya başlatılan bombalar AKP-IŞİD ortaklığıyla patlatılmaya başlayan bombalar esasında bizim direniş çizgimizinde bundan sonraki süreçte nasıl olması gerektiğini ortaya koymuştu lakin Türkiye Devrimci Hareketi olarak var olan bu düşüş imkanlarını kendimizi yeterli oranda hazırlayamayışımız düşman kuvvetlerine karşı kendi yedek kuvvetlerimizi ideolojik, politik, pratik olarak hazırlayamayışımız bizim bu imkanları yeterli oranda devrimci bir şekilde kullanamayaşımıza da sebebiyet verdi. Kendi iç çarpıklığımız ve iç dağınıklığımız bize karşı yaklaşan tehlikeyi bertaraf etme gücünü örgütleyememeye kadar bizi getirdi.

 

Şimdi yaşadığımız bu sürecin getirilerinin götürülerinin tüm Türkiye Devrimci Hareketi olarak farkında olduğumuzun bilincindeyiz. Artık ortaya koymamız gereken bize karşı yöneltilen bu saldırılara yani Türkiye Devrimci Hareketini ve halkları topyekün yok etmeye yönelik daima baskılamaya yönelik gerçekleşen bu faşist iktidara yönelik mücadele hattımızı daha keskin bir biçimde ortaya nasıl koyacağımızın temellerini ortaya pratik olarak koymamız gerekiyor.

 

Bu sürecin bir özeleştirisi olarak Halkların Birleşik Devrim Hareketi kendisini ilan etti. Ve pratik adımlarıyla kendisini ortaya koydu. Tüm TDH, Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin direniş temelini oluşum sürecini içselleştirerek mücadele çizgisini bu boyuta taşımayı bilmesi gerekir. Kendisini bu boyutta örgütlemesi gerekir. Çünkü devlet iktidarı şuan ki faşist iktidar topyekün örgütlü bir biçimde kendi iç dinamiğiyle topyekün örgütlü bir biçimde TDH’yi ve kendisine muhalif olarak gördüğü tüm direniş hareketlerini yok etmeye yönelik gerçekleştirdiği bu hamle karşısında onu durduracak olan tek güç ancak ve ancak birleşik bir mücadeleden geçmektedir. Ve bunun en somut hareketi en somut pratiğide HBDH’dır. Bugün AKP faşizmi bugün IŞİD faşizmi dünyanın her bir tarafında eylem yapabilme gücüne sahip. Lakin bunların karşısında bunları durduracak bu duruma müdahale edebilecek ve varolan bu faşist iktidarı sönümlendirecek, ezip geçecek bir devrimci hareketin yokluğu, bir enternasyonel mücadelenin yokluğu bu hareketin gerici iktidarın önünü daha da açmaktadır. Bundan kaynaklı bizim bundan sonraki bütün mesaimizi HBDH ilanının temelinde kendimizi örgütleyerek tüm güçlerimizi hazırlayarak faşizmin kendisine pratik olarak uygulama alanı açtığı her yeri sürekli vuruş gerçekleştirerek kendimizi var etmeye hakklarımızı koruma, işçi sınıfının özgürlüğüne giden yolu açma kadın kurtuluş mücadelesinin önünü açma hareketlerinde bulunmamız lazım. Varolan bu çelişkiler içerisindeki çelişkilerin hepsini ortaklaştırılması esastır. Kadın kurtuluş mücadelesi, sınıf özgürlük mücadelesi, azınlık mücadelesi, ekolojik mücadele vs. bütün mücadele alanlarının topyekün örgütlenmiş gücü daima faşizme karşı kurulacak olan bir barikattır. HBDH Türkiye’de ki var olan çelişkilerin bir direniş gücü olarak kendisini ilan eden bir örgütlenmedir. Bütün türkiye devrimci hareketinin halkların birleşik devrim hareketinin mücadele çizgisine kendisini getirmesi ve daima oluşturduğu çizgiyi aşan bir yerden sürekli ve sürekli faşizme karşı vuruş gerçekleştiren bir duruma getirmesi gerekir. Çünkü hareket olduğu müddetçe faşizmi geriletebilir, nihai hedefimize ulaşabiliriz. Bütün devrimciler bunun bilincinde olmalıdırlar. Ancak ve ancak ortak mücadele hattıyla gerçekleştirebileceğimiz bir vuruş faşizme karşı indirebileceğimiz kalıcı bir darbeyi meydana getirebilir.

 

Var olan bütün bu çelişkileri ortaklaştırarak elde ettiğimiz mücadele hattımız bizi daima faşizme karşı faşizmi geriletmeye yönelik daha vurucu darbeleri oluşturabilmemizin gücünü meydana getirecektir. Şunun bilinciyle hareket edeceğiz varolan bu ortaklaşma bizi büyütecek, büyüttüğümüz mücadele ile birlikte gerçekleştirdiğimiz her hamle faşizmi geriletecek ve en sonunda da nihai zaferimize ulaşacağız. AKP faşizmini ezeceğiz, yok edeceğiz.

 

Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Türkiye Devrimci Hareketi olarak yapmamız gereken en başta şuan da AKP faşizminin bize serbestlik olarak vermiş olduğu bütün imkanları redderek kendi özgürlük alanlarımızın inşasını gerçekleştirmemiz gerekir. Yeniden Gezi direnişi ruhuyla, Taksim direnişleri ruhuyla kendi alanlarımızı yeniden kazanmamız gerekir. Bugün bütün alanlarımız mücadele alanlarımız akp iktidarı tarafından zapdedilmiş durumda TDH olarak bizler ancak ve ancak AKP faşizminn bize sağlamış olduğu serbestlikler dahiliyetinde mücadelemizi devam ettirmeye çalışmaktayız. Bu boyun eğmeci, kendiliğindenci tavrı kesinlikle reddetmemiz gerekir. Kendi devrimci imkanlarımızın en üst sınırını zorlayarak bunun için gerekli tecrübemiz gerekli kazanımlarımız zaten tarih boyunca bizimle var, bunu daha önce yaptık yine yapabiliriz. Bundan kaynaklı varolan bu imkanların dışına çıkarak faşizmin bize sunduğu, bizi çevrelediği, bizi sınırladığı imkanların daha doğrusu sınırlılıkların dışına çıkarak yani sınırları aşarak kendi alanlarımızı yeniden yaratmalı ve esasında alanlarımızı koruma üzerinden bir mücadele büyütmeliyiz. Varolan, bizi sıkıştırdıkları ve mücadelenizi burada kendi kumdan kalelerinizle oynayın kendi kumlarınızla oynayın algısını yeniden yıkmalı ve esasında faşizmin karşısındaki gücün ciddi bir devrimci güç, onu yıkacak olan güç olduğunu hatırlatmamız gerektiğinin bilinciyle mücadeleyi örgütlememiz gerekiyor.

 

Bu temelde bütün devrimciler, bütün komünistler kendi mücadele çizgilerini aşmalarını en başta kendilerinde gerçekleştirerek kendilerini en üst mücadele çizgisine ulaştırmak için daima çabalamalılar. Sistemsel kopuşlarını en başta kendilerinde keskinleştirerek kendilerini özgürlük alanlarıyla buluşturmalılar. Kendilerini sınıfın öncü partisi ve savaş gücünün öncü devrimci gücü Devrimci Komünarlar Partisi ve Özgürlük Güçleriyle buluşturmalılar.

 

21 Aralık 2017

Komün Gücü

 

İmera Fera Yeşilgöz röportaj

https://www.youtube.com/watch?v=_sajmJM4zi4

 

 

Yazdıre-Posta

Brosurler

Devrimci Cephe Brosur Dizisi