Manşetler

Filistin halkı yalnız değildir

Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren, halkları birbirine düşman eden emperyalist politikalar, halkların omuz omuza vererek onları alt etmesi, kardeşçe bir arada yaşamasını engellemek ve kendi emperyalist politikalarını başarıya ulaştırmak için her gün yeni bir provokasyon gündeme sokuyorlar.

 

Filistin halkıyla İsrail arasında krıtik bir öneme sahip Kudüs konusunda 7 Aralık 2017 tarihinde ABD başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve ilan ettiğini duyurdu. Tarih boyunca Kudüs’ü birbirinden farklı ibadethaneleri, farklı dilleri ve kültürlere ev sahipliği yapmış Filistin halkının başkentidir.  ABD emperyalizmi bu girişimiyle bölgede yeni çatışmaların fitilini ateşlemek istemektedir.

 

Bir yanda Kuzey Kore ye yönelik saldırgan politikaları, diğer yanda Ortadoğu sorunun en can alıcı noktası haline gelen Suriye ve Irakta ki gelişmelerin ardından da İran’a yönelme hesapları yeni dengeler ve ittifakları da gündeme getirdi. Anacak Trump’ın iç politikadaki sıkışmışlığını diş politikayla iç içe sokması ve bunun Ortadoğu’ya yansıması olsa da, daha önce Trump’ın bölge ziyaretinde kurmaya çalıştığı İran karşıtı Suudi cephesini zora sokacağı da açıktır. Geçmişte olduğu gibi Arap ülkeleri ve liderleri buna karşı bir kaç utangaç açıklamadan öteye gitmeyecektir. Ama bu Rojava’da ki gelişmeler ve orada Kürt özgürlükçülerin öncülüğünde ortaya çıkan başarı intifadayı bu kez farklı bir yöne evirebileceği tehlikesi de onları ürkütmektedir. Çünkü burada ortaya çıkan dinamik ve moralle Arap haklarının ayaklanması Amerika’yı da çürümüş gerici Arap yönetimlerini de derinden sarsmaktan geri kalmayacaktır. Ve bu durumda dün Irak’a müdahale ederken İran’ı kuşatmaya çalışan ABD nasıl orada İran’ın güçlenmesine sebep olduysa bugün de bu gelişmeler karşısında yine güç ve itibar kazanan İran’ın olmasının ihtimali çok daha büyük.Diğer yandan ise Trump bu adımıyla kendisini yalnızlaştırma konusunda da adm atmış oluyor en azından şimdilik. AB bir yanda Rusya ile ilişkileri bozma olarak bu adımı ele alırken, diğer yandan tüm dünyayı karşısına alması konusunda çekimser yaklaşmakta, bundan rahatsızlık duymaktadır.

 

Diğer yandan hep bugüne kadar Trump’ın yaptığı gibi iç siyasetle dış politikayı bir birine malzeme yapan faşist AKP-MHP ittifakı içinde yeni bir gündem doğmuş oldu. Ortaya çıkan tüm pislikleri, yolsuzluk belgeleri, Zarrab davasının yarattığı bunaltıda birazda olsa sıyrılma, nefes almayı sağlamıştır. Her zaman olduğu gibi kendi katilliğini, yolsuzluğunu gizlemek içinde artık bıtkınlık veren “hey, hey” nakaratlarını yükselten faşist, hırsız Erdoğan’a belki bir nefes alma şansı verse de bundan da ikiyüzlülüğü, kapalı kapılar ardında Filistin halkını nasıl sattığını gizlemeye yetmeyecektir. Mavi Marmara daha unutulmadığı gibi Kudüs konusunda kime ne söz verdiği de sır olmasa da önümüzdeki günlerde daha açık ortaya dökülecektir.

 

ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail’in kapalı kapılar ardında konuştukları ve planladıkları hedef Ortadoğu. Buna karşı Rojava’dan Filistin’e halkın direnişi salt DAİŞ, İsrail’e karşı değil, aynı zamanda ve asıl olarak emperyalizme karşı bir di­re­niştir. Emperyalistler haydutluklarıyla dünyanın her yerindeki mazlum halkları teslim almaya, mücadelelerini ezmek ve onlara boyun eğdirme isteğidir. Bu anlamıyla Rojava’da olduğu gibi Flitsinde de yeni intifalar onların bu oyunlarını yerle bir edecektir.

 

Bugün içinden geçtiğimiz Ekim devriminin 100’cü yılında aynı ruh ve inanançla yeni Ekimler yaratmak ve başta emperyalist güçler olmak üzere İsrail ve yanlarına aldıkları çürümüş, kokuşmuş gerici Arap rejimleri iyi bilmelidirler ki, Filistin halkı yalnız değildir, yalnız kal­­ma­­ya­­caktır. Nasıl ki Rojava’da başta Kürt haklı ve onun özgürlük güçleriyle birlikte olduysa bugünde dünyanın tüm mazlum halkları, dürüst, namuslu insanları daima Filistin halkının yanın­da olacaktır.

 

Burada kısaca da olsa iki vurguyu yapmak gerekiyor; Birincisi; bugüne kadar Filistin halkının gerçek dostları ve destekçileri devrimciler oldu ve olmaya da devam edecek. Bu konuda ödenen bedeller, verilen şehitler daha belliğimizde. Ama vermemiz gereken bir özeleştiri de var ki yaşanan yenilgiler ve Filistin’in kendi içinde yaşadığı çalkantılarla birlikte bu haklı mücadele konusunda çok geri kaldığımızdır. Daha düne kadar devrimcilerin Filistin’le dayanışma eylemliklerine saldıran, gerici, faşist güçlerin eline bıraktık bu haklı mücadeleyi, onların bu haklı mücadeleyi sahtekârca kendisine malzeme yapmasının önünü açtık. İkincisi; Filistin halkının haklı ve onurlu direnişi karşısında duyarlılık gösterenlerin Kürt halkına karşı yapılan katliamlara, yok etmelere karşı bu duyarlılığa sahip olmamasıdır.

 

Filistin toprakları Filistin halkınındır. Hiç kimse, hiçbir güç bir halkı kendi topraklarında özgürce ya­şa­ma hakkından vazgeçiremez. Bir halkın işgal altında tutulan topraklarını özgürleştirmek iste­me­­­sin­den daha doğal, daha haklı, daha meşru ne olabilir? Halkın özgürlük duygularına karşı tank­­lar­la, silahlarla zafer ka­za­nıl­dığı görülmemiştir tarihte.

 

Bugüne kadar binlerce şehit veren, topraklarından kovulan, acılar ve yokluklar içinde yaşama­­ya mahkûm edilen Filistin halkı onlarca yıldır sürdürdüğü direnişiyle asla boyun eğmeyeceğini tüm dün­yaya haykırmıştır. Ödediği ağır bedeller ona, barışın ancak mücadele ve özgürlükle kaza­nılaca­­ğını öğretmiştir. Tek evladını İsrail askerlerinin kurşunlarıyla şehit veren ananın “Yaşasın Filistin!” di­ye haykırması, bu halkın hiçbir şekilde yenilgiye uğratılamayacağının kanıtıdır.

 

Bugüne kadar Filistin halkı, emperyalist projeleri boşa çıkaracak birçok direniş sergilemiştir. ABD’nin Kudüs’ü başkent ilan etme girişimi de hem bölge halklarının direnişinin yumruğuna, hem de o toprakların somut gerçekliğinin duvarlarına çarpacaktır.

 

Filistin halkının gerçek yoldaşları tarih boyunca hep devrimciler oldu, yine devrimciler olacaktır...

 

Şemdin Şimşir

10 Aralık 2017

 

 

Yazdır e-Posta

Brosurler

Devrimci Cephe Broşür Dizisi