27 Nisan, Gezi Haziranı, Kobane Ruhuyla 1 Mayıs'ta Taksim'e

AKP-RTE İktidarının Ölümünü Gördüğü Yere

27 Nisan, Gezi, Kobane Ruhuyla

1 Mayıs’a Taksim’e

 

AKP-RTE gericiliğine karşı kitle muhalefetinin yükseldiği son yıllarda 1 Mayıs’lar hep özel siyasal momentler oluşturdu.

2009 1 Mayıs’ında kitleler Bostancı direnişinin bayraktarlığında alan yasaklarını aşarak Taksim’e girdi.

2010 1 Mayıs’ında Taksim alanı artık yasallaşmıştı.

Ve ardından AKP-RTE gericiliğinin yükselişi geldi. Referandumla güçlenen AKP-RTE iktidarının devrim ve demokrasi güçlerine karşı ilk uygulamalarından biri Taksim’i 1Mayıs gösterilerine yasaklamak oldu.

2011 ve 2012 1 Mayıs’ları liberallerin ve statüko solcularının AKP’den demokrasi beklentileri içinde geçti.

2013 1 Mayıs’ı da öyleydi. Gene Taksim yasaktı ve gene statüko solculuğunun “asgari direniş” çizgisi doğrultusunda yaşanıp geçti. Ya da geçmişti ki Gezi Haziranı geldi, Taksim komünü kuruldu.

Bu haliyle 2013 1 Mayıs’ı devrimci, sosyalist.. ne sıfatlı olursa olsun Türkiye solunun statükonun cendereleri içinde kapatıldığını, kapalı kaldığını bir saptama olmaktan çıkardı, bir gerçek olarak gözler önüne serdi.

2014 1 Mayıs’ı bu durumu yeniden tescil etti.

Gezi Haziranı’ndan sonra Eylül beklentisi, Soma kıpırdanması derken kendiliğinden kitlesel ve ruhsal bir kabarma geleceğini uman oportünist düzen solu gene bir “dostlar alışverişte görsün” 1 Mayıs’ı, gene bir “asgari direniş” anlayışı sergilendi.

Ve ardından Kobane geldi.

Türkiye solunun ölgün 1 Mayıs’ına karşılık Kürt halkının yaygın 6-7 Ekim serhildanları Gezi Haziranı’na selam oldu.

Türkiye devrimci hareketinin içinde bulunduğumuz bu evresinde Bostancı direnişi ile açılan devrimcileşme süreci, Gezi Haziranı ve Kobane direnişi ile statükonun, statüko solculuğunun kalıplarını parçalamaya yöneldi.

27 Nisan çağrısını artık duymazdan gelmenin koşulu yoktu. Türkiyeli devrimciler statüko dışı mevzilenmenin yollarını arar oldular.

Bugün artık özgür Kürt sahalarında birden fazla Türkiyeli gerilla kolu bulunuyor.

Ve Türkiye AKP-RTE iktidarının ipinin çekileceği yeni bir seçim arifesinde yeni bir 1 Mayıs’ı yaşamaya yöneliyor.

AKP iktidarı beklenen meydan okumasını yaptı; Taksim’i gene 1 Mayıs’a yasakladı.

Ve elbette Türkiyeli devrim ve demokrasi güçleri de 1 Mayıs’ı Taksim’de anmaya kararlı.

Kararlı olmak zorunda.

Bu kararlılık sadece Taksim’in 1 Mayıs açısından bizler için taşıdığı temsili anlamlar, orada bıraktığımız şehitlerimiz ve hatta Gezi Haziranı’nın yatağı olması gibi geçmişimize ve geleceğe taşınacak geleneklerimize, değerlerimize ait olmasından kaynaklı değildir.

Bu 1 Mayıs, önümüzdeki sürecin siyasal karakteri açısından devrim ve demokrasi güçlerinin kendilerini yapabilirlikleriyle bir siyasal özne olarak kabul ettirecekleri, toplumsal muhalefete önderlik edebilecek maddi bir aktör olarak öne çıkabilecekleri, Türkiye toplumsal muhalefetinin öncülüğüne aday olarak kendilerini ortaya koyabilecekleri bir meydan okuma momenti olarak belirmektedir.

Önümüzde seçimler var. Uluslararası sermaye ve temsilcisi liberaller Türkiyeli ve Kürdistanlı özgürlük ve demokrasi taleplerinin ve bu talepler etrafında yükselen toplumsal başkaldırı potansiyelinin üzerine oturarak AKP-RTE gericiliğinin ertesinde kendi egemenliklerini yeniden yapılandırmak istiyorlar.

Oligarşi, AKP-RTE iktidarının sistemin ideolojik ve siyasal hegemonya araçları üzerinde, eğitim ve üniversitelerde, maliyede, adalet ve ordu başta olmak üzere baskı kurumlarında açtığı hasarı gidererek bu kurumları ve egemenliğini yeniden yapılandırmak için temel olarak Kürt halkının ve Türkiyeli kentli sınıfların demokrasi ve modernleşme taleplerini ve bu talepler etrafındaki kitle eylemi gücünü kendine dayanak kılmak istiyor.

Türkiye devrimci hareketi, kendi taleplerimizin savunusunu, beyaz Türklerin, tıpkı Gezi Haziranı’nda olduğu gibi kendilerinin onay verdikleri bir seviyeye kadar tanıyıp ötesini engellemeye kalkmalarına bırakmayacak bir devrimci atılımla demokratik bir siyasal düzey oluşturabilmek için bu 1 Mayıs’ta AKP-RTE’nin meydan okumasını aşmak zorundadır.

Bu 1 Mayıs’ın mücadele programı budur.

Türkiye devrimci hareketi, sadece AKP-RTE’nin modern toplum karşıtı gerici iktidarına değil aynı zamanda gündemdeki emperyalist işgal ve yaygın savaş programlarına da karşı olduğunu kavramış bir kitle bilinci ve kitle eylemi yaratarak AKP-RTE’nin meydan okumasının üstesinden gelmeyi bilmelidir.

Bu 1 Mayıs’ın enternasyonal niteliği budur.

Bu içeriğiyle 1 Mayıs 2015 sadece geçmişin değerlerini geleceğe taşımak için değil geleceğin devrim ve direniş hattının kurulabilmesi için bayraklaşmalıdır.

AKP-RTE’nin bir iç savaşa, bir provokasyona olan ihtiyacı “taktik” gereği Taksim hedefinden uzaklaşmamıza yol açmamalıdır. Aksine salt bu yüzden Taksim bu 1 Mayıs’ın taktik değerine içkin olmalıdır.

AKP-RTE nihai olarak kaybedeceği siyasal bir eğik düzlemde yuvarlanmakta olduğunu biliyor ve görüyor. Bunun için her türlü provokasyona yönelme niyeti son Tendürek olayıyla iyice su yüzüne çıktı.

Bütün istek, provokasyon ve beklentilerine karşın iktidarının ömrünü uzatacak bir büyük bölgesel savaş konjonktürü yakalayamayan AKP-RTE iktidarının son çareyi bir iç savaş atmosferinde, şiddetle bastırılmış iç dengelerde aradığını biliyoruz. İç Güvenlik Yasası ve polisin kullanacağı mühimmatlar kaleminde yaptığı yığınaklar AKP-RTE açısından gerici terörle toplumsal muhalefetin üstesinden gelmekte sahip olduğu kararlılığı gösteriyor.

Bunun için de Kürt sahasından ziyade metropol alanlardaki egemenliği esas aldığı ortadadır.

Bunun birkaç nedeni var. Birincisi Kürdistan’da oldukça uyanık ve politize bir halk hareketi mevcuttur. Ve Kürdistan’daki provokasyonlar açısından iktidar esas olarak TSK’ya muhtaçtır. Oysa üzerinde geliştirdiği bütün operasyonlara karşın TSK’nın Ankara’dan çok Pentagon’un bölgesel planları dahilinde hareket ettiğini pek çok gelişmenin yanı sıra Tendürek olayları da gösterdi. TSK, RTE’nin kışkırtmaya çalıştığı Türk-Kürt gerilimine karşı Amerika’nın Türk-Kürt barışı temelinde tavır aldı.

Diğer taraftan Kürt toplum muhalefetinin, uluslararası konjonktüre tabi olarak Kürt ve Türk liberallerce yürütülmeye çalışılan “barış-çözüm” süreci itibariyle karşıt mevzilenmesinin AKP-RTE iktidarına bedeli bugünkü koşullarda 40-50 milletvekilinden daha fazla değildir. Bunun AKP-RTE iktidarına siyasal ederi nihai olarak bir siyasal tasfiye demek olsa da  “dövüşerek geri çekileceği” bir hareket alanı tanıdığı da ortadadır.

Ancak Gezi Haziranı benzeri bir kalkışmanın bütün ittifaklarından ve kendisine uygun konjonktürlerden uzaklaşmış AKP-RTE için anlamı devrimsel bir katastroftur. Ticaret burjuvazisinin 12 Eylül’le kendisine yer bulduğu oligarşik blokun dışına püskürtülmesidir. AKP-RTE iktidarı Gezi Haziranı gibi kentli kitlelerin kalkışmasında kendi ölümünü görmektedir. Kendi tahkimatını her fırsatta Gezi düşmanlığı üzerine yükseltmeye çalışması bu nedenledir. Bu nedenle Kürt demokratik hareketinin atılımlarından çok Gezi Haziranı’nı kendine yönelik ölümcül bir hamle olarak algılamıştır.

Ve bu nedenle bu 1 Mayıs’a gerektiğince yüklenecektir.

Türkiyeli devrim ve demokrasi güçleri de hakkettiğince yüklenmelidir.

AKP-RTE’nin şiddetinin ve Taksim zemininde siyasal hedefinin üstesinden gelindiği takdirde Türkiye devrim ve demokrasi güçleri emperyalizmin ve oligarşinin Türkiye’ye yönelik gelecek hesaplarını bozarak özgürlükçü ve sosyalist bir ülke ufkunu Türkiye ezilenlerine gösterebilecek bir siyasal özne olarak kendilerini kabul ettirmiş olacaklardır.

Bu durum, aynı zamanda, liberallerle ve emperyal dengeler içinde özgürlük hedeflerine reel politik kovalayarak varmaya çalışan Kürdistan devrimine ve Kürt halkına sunulabilecek en değerli yoldaşlık tavrı olacaktır.

Bu nitelikleriyle 1 Mayıs 2015’in taktik değeri 7 Haziran’dan daha yüksektir.

Ancak bu taktik değerin hakkını verebilmek için birinci olarak bu ideolojik ve siyasal perspektife sahip olmak, ikinci olarak bu ideolojik ve siyasal perspektifi maddeleştirecek örgüt ve kitle gücüne sahip olmak gereklidir.

Oysa bunlardan ciddi derecede yoksun olduğumuz ortadadır.

Ne siyasal sürece böyle bir devrim yüklemesiyle yaklaşan ne de Taksim 1 Mayıs’ını bir inat konusu olmaktan öteye görebilen verili siyasal ve ideolojik düzeyden böyle bir başarı bekleme şansımız yok.

Gene de bu 1 Mayıs’ın oportünist hegemonyayı henüz kıramamış Türkiye devrimci hareketinin gelecek hesaplaşmalarına bir perspektif yığınağı yaratması da önemlidir.

Bu 1 Mayıs’ın olası “asgari direniş” çizgisi içinde bile bu ideolojik ve siyasal değerleri bulup öne çıkarmak toma’nın karşısındaki, barikatın arkasındaki militan için gereklidir.

1 Mayıs bir mücadele günüdür.

Ve mücadele zor olanı zorlamaktır.

 

 

 

Yazdır