Cumartesi gününü niye zehir edeyim kendime?

1994’te gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci'nin ağabeyi Umut Bahçeci: Güzel bir cumartesi gününü niye zehir edeyim kendime? Niye taşa oturayım. Derdim ne benim? Bu bir zıtlaşma değil. Bir hak arayışı...

‘Kaliteli düşmanlık’ diye bir şey var. Burun buruna gelindiğinde dahi savaş ahlâkıyla hareket edilmeye özen gösterilen düşmanlık. Polise çiçek vermek gibi değil de bir zarafet ısrarı olmalı düşman tarafların. ‘Aklı selim düşmanlık’ denilen…

Bir garip hal diyeyim öncelikle. İnsan Hakları Derneği’ne varmadan gözaltı araçları ve TOMA’lar İstiklal Caddesi üzerindeki Mis Sokak’ta konuşlanmış. 1995 yılından bu yana süren ve Türkiye’de tek sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirilen Cumartesi Annelerine karşı bunca büyük hazırlığa gerek var mı? Yok…

Polis ve çevik kuvvet arasında basın açıklanması okunuyor…

Mis Sokak’tan İHD’ye çeşit çeşit polis manzarası eşliğinde varıyorsunuz. Civarda öbek öbek çay içenler, kahvaltı yapanlar ve daha çok börek yiyen polisler… Köşe başları ise sohbet yerleri.

İHD’de konuştuğum insanlar cumartesileri polislerin en geç 09.00’da sokağa geldiklerini söylüyor. 10.30’dan sonra sokağa girişler kapanıyor. Eylem 12.00 gibi başlıyor. İHD’nin bulunduğu sokak daracık. Cumartesi Anneleri ve eyleme katılan insanlar sağlı sollu polislerle kıstırılmış. Polis ve çevik kuvvet arasında basın açıklanması okunuyor. Atmosferin verdiği bir psikolojiyle değil bu yorumum fakat sonlandırılmayan acının yanında bir de haysiyet savaşı var.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla 700. haftasında Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlere son verileceğinin açıklanmasıyla İHD sokağı Cumartesi Annelerinin buluştuğu mekan olmuş. Bu hafta burada 18. haftaları.

 

GÖZALTINA ALINAN OĞLUNUN YOL HARCINI ÖDEMİŞTİ…

Hanife Yıldız, gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi. Oğlu 23 Şubat 1995 tarihinden beri kayıp. “Karakola kendimiz gittik. ‘Suçumuz varsa, cezamızı da çekeriz’ dedim” ona diyor Hanife Yıldız… Oğlunun dediği ise “yalnız gidersem bana işkence yaparlar” olmuş. Bunun üzerine avukatla görüşülmüş. ‘Sorun yok’ denilmiş. “Yatarsa 4 ay yatar.” Kahvaltı yapılmış, karakola birlikte gidilecek. “Takım elbise giymişti” diyor Hanife Yıldız. “Ben de dedim ki, ben seni düğün salonuna götürmüyorum.” Bundan sonrasını derin derin nefesler çekerek anlatıyor. Oğlunu son görüşü polis aracının içindeyken. Polislere, ‘ben de geleyim’ demiş, “Hanım bizi oyalama, zamanımızı alma” denilmiş. Soruşturma gereği İzmir’den İstanbul’a götürülecek oğlu için yol harcı da alınmış kendisinden. Oğlu, o gün bugündür kayıp.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu’ndan Sebla Arcan’a arkasında kadim bir devlet geleneği olsa da pasif bir eyleme karşı alınan bu yersiz düşmanlığı soruyorum. “Örgütlü kötülüğün bir parçası” diyor. “Bizim burada nihai hedefimiz basın açıklaması yapmak değil. Meydanlar itiraz mekanlarıdır. Dolayısıyla biz itirazımızı meydanlarda söylemek istiyoruz. Bunun dışında Galatasaray’ın şöyle bir önemi de var. Mezarlara bırakılamayan karanfiller, Galatasaray’a bırakılır. Bizden önce Galatasaray meydanının bilinirliği yoktu. Galatasaray bir hafıza mekanı haline getirildi” diyor.

Cumartesi Anneleri’nin 717. haftasında gözaltında kaybedilen Bahçeci ailesiyle buluşuldu. Umut Bahçeci, kaybedilen İsmail Bahçeci’nin abisi. Basın açıklamasına geçmeden, İHD’de konuşuyoruz. İsmail Bahçeci 24 Aralık 1994’te gözaltına alınıyor. Sonrası yok. Gözaltına alınmadan önce Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu öğrencisi, aynı zamanda Türkiye Öğrenci Derneği Federasyon başkanı. Politik kimliği nedeniyle defalarca gözaltına alınıyor İsmail Bahçeci. Eve çok sık baskınlar olduğunu anlatıyor abisi Umut Bahçeci. Gözaltına alındıktan bir gün sonra, “Ben İsmail Bahçeci’nin arkadaşıyım. Size ulaşmaya çalışıyorum. İsmail Bahçeci gözaltına alındı. Çocuğunuza sahip çıkın” diye bir telefon geliyor. Akabinde ailenin arayışı başlıyor, “24 Aralık’a kadar 10 günde bir evimize polisler gelirdi. 24 Aralık’tan sonra gelinmedi” diyor Umut Bahçeci.

Umut Bahçeci

Hanife Yıldız

“Bizim eylemimiz çok pasif bir eylem. Ne bir ıslık, ne bir slogan ne de alkış… Hiçbir şey yok. Konuşan kişiler ise ya avukatlar ya kayıp aileleri ya da buraya gelen bize destek veren milletvekilleri. Soylu kendi egosunu tatmin ediyor. Benim abimin kaybolmasında Mehmet Ağar’ın parmağı var. Şu anda Ağar’ın oğlu AK Parti’den Elazığ milletvekili” diyor.

Basın açıklamasına katılmak üzere sokağa çıkarken, “Güzel bir cumartesi gününü niye zehir edeyim kendime. Niye taşa oturayım. Derdim ne benim? Bu bir zıtlaşma değil. Bir hak arayışı var” diyor Umut Bahçeci.

‘BAŞKA YERE ÇEKEN CÜMLELER’

Basın açıklamasının son konuşmacısı Hanife Yıldız oluyor. Konuşması polislerden tarafından, “iş başka yere çekiliyor” diyerek ivedilikle sonlandırılıyor. O son cümleler şunlar: “Torunum yaşında polisler var burada. Emir alsalar bize saldırırlar. Mehmet Ağar’ı yargılayın. Benim analık hakkımı elimden aldınız. Polisinizle, copunuzla kendinizi güçlü sanıyorsunuz. Beni küçük görebilirsiniz. Güçlüyüm Adalet var diye kendi ellerimle oğlumu karakola götürdüm. Bu adaletsizlere, zalimlere, katliamcılara oğlumu teslim ettim. Yaşadığım vicdan azabını bilemezsiniz. Buradan Emine hanıma sesleniyorum. Sen hiç oğlunu kaybettin mi? Sen saraylardasın, bize de sokakları yasaklıyorsun.”

 

Yazdır