DK-KAHRAMANLIK HAFTASI

* DK savascısı Brusk Botan'ın ANF ye Kahramanlık haftası nedeniyle verdigi mulakatı yayınlıyoruz....

DK-KAHRAMANLIK HAFTASI

DEVRİMLER, KAHRAMANLAR, HALKLAR..

Mart ayının bugünlerinde Komutan Agit şahsında Kürt devriminin kahramanlarını, Mahir Çayan şahsında Türkiye devriminin önder savaşçılarını anıyor ve On’lar şahsında devrimci dayanışmanın, yoldaşlaşmanın yüksek değer ve ölçüleriyle bilinçlerimizi ve ruhlarımızı yenilemeye yöneliyoruz.

Komutan Agit ve Mahir yoldaşlar aynı sömürücü ve sömürgeci TC oligarşisi tarafından katledildiler. Yoldaşlarımızın şahsında Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin tüm kahramanlarını saygıyla anıyoruz.

Yoldaşların fiziken aramızdan ayrılmaları arkalarında bıraktıkları değerlerin devrimci mücadele ve halklarımız nezdinde sahiplenilmeleriyle aslında ölümsüzleşmeleri demektir. Yoldaşların şehadetlerinden onlarca yıl sonra bile onların adına mücadeleye atılan nice Agit’lerin ve nice Mahir’lerin varlığında ve Agit’ler ve Mahir’lerle yükselen mücadelenin varlığında bu ölümsüzleşmeyi daha kolay kavrayabiliyoruz, daha somut görebiliyoruz.

 

Komutan Agit ve Mahir Çayan yoldaşları ortak bir bağlamda anmamızın nedeni sadece ölümsüzleşme tarihlerindeki, yani 28 ve 30 Mart tarihleri arasındaki yakınlık değildir. Aslında Kürt halk önderi sayın Öcalan’ın dediği gibi Kürt devriminin kendi çıkış yolunun işaretlerini Mahir yoldaşın mücadelesinde bulması ve Komutan Agit’in bu yolu Kürt özgürleşmesine ilerleyecek tarzda daha da yenileyerek açmasıdır.

Biliyoruz, Komutan Agit, neredeyse 50 yıla varan sindirilmişlik, susturulmuşluk sonrasında Kürt halkının sömürgeci TC’ye karşı bir “ilk kurşun” tarihselliğiyle öne çıkmıştır. Şimdi bu başkaldırının arkası cinsiyeti aşkın, kadınlı erkekli binlerce Agit’in şahsında, hatta sadece askeri değil doğrudan sivil siyasal mücadelede Mehmet Tunç gibi Agit’leşen toplum önderleri şahsında Bakur’da; Cizre’de, Silopi’de, Niseybin’de, Sur’da özerk yönetimlere, Başur ve Rojhilat’da özgür alanlara, Rojava’da federal sisteme, dönüşmüş durumdadır.

Kobane’den Cizre’ye bu halk direnişi, gene bugünlerde gönüllerimizde ve bilinçlerimizde bayrak bayrak dalgalanan Paris komünarlarının ve Paris Komünü’nün gösterdiği yolun doğruluğunu kanıtlayan ardılları olarak özel bir yer ediniyorlar. Sur’da, Cizre’de, Gever’de direnen özgürlük savaşçıları ve barikatları proletaryanın ve emekçi halkların nezdinde Paris Komünü’nün ve Paris komünarlarının kutsiyetine ortak oluyorlar. Paris komünarlarını en derin saygılarımızla anıyoruz. Aynı saygı gücüyle öz yönetim direnişlerinin kahramanlarını selamlıyoruz.

Mahir Çayan ve 9 yoldaşını da böylesine yüce bir direnişin Türkiye boyutunda temsilcileri, simgeleri oldukları için bu Mart dönümünde büyük bir saygıyla selamlıyoruz. Ancak ne yazık ki Mahir’lerin Kızıldere’de, Deniz’lerin idam sehpalarında, İbo’ların işkence tezgâhlarında bayraklaşmaları Türkiye topraklarında bir halk direnişine, devrimci bir halk mevziisine dönüşemedi.

Aslına bakarsanız, bütün bir geçmiş itibariyle, Türkiye devrimci hareketi çile çekmekte Vietnam devrimcilerinden, enerjik ve atak eylemcilikte Küba’lı devrimcilerden, proletaryaya dönük ajitasyon ve propaganda da Bolşeviklerden daha geride kalmamışlardı. Ama onların başarılarının yanına dahi yaklaşamadık. 

Ya da şöyle diyelim; Komutan Agit’i Kürt halkının en yüce öncülük makamına yerleştiren onun Ağustos saldırısıdır. Sömürgeci TC’ye “ilk kurşun” olmasıdır.  Türkiye’nin 70 devrimciliği ve takipçilerinin birçoğu TC karakollarına yönelmiştir. Türkiye devriminin de “Ağustos”ları vardır. Örneğin hareketimiz açısından konuşursak gene bir Ağustos günü TC ordusunun Kuvvet komutanı, Genelkurmay başkanı yetiştiren İstanbul’daki 1. Ordu Karargâhı Yılmazkaya yoldaşın komutanlığındaki güçlerimizce vurulmuştur. Ama bütün bu çabalar sonrasında bu öncü eylemcilik bir halk mevziisine dönüşememiştir. Bütün bir Türkiye devrimci pratiği itibariyle bu devrimci zorlamalar bir halk mevziisine dönüşecek süreçlere girememiştir. Halklaşamamıştır.

Devrimlerin Ağustos’ları devrimlerin halkları diyalektiğiyle yükseliyor. Türkiye ve Kürdistan devrimlerinde benzer yönelmelerden farklı sonuçlar alınması işte bu “halk gerçekliği”ndeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Mahir yoldaşın çok genç yaşında yaptığı çıkarsamalar itibariyle konuşacak olursak, Kürdistan’da sömürgeci devlet zorunun Kürt toplumuna bir “dış” öge olmasından kaynaklı “kararsız denge” varlığına karşın, Türkiye’de, Kıvılcımlı’nın deyişiyle “içinden çıktığı, daha doğrusu bir türlü çıkamadığı Osmanlılık” itibariyle “içselleşmiş” bir biatçı halk-kebir devlet ilişkisi temelinde  “suni denge” varlığı söz konusudur. “Kararsız denge”de zorla kabul, “suni denge” de benimseme söz konusudur. Bu nedenle ezilenlerin bilincinde kararsız denge karşı bir iradenin meydan okumasıyla daha kolay çözülebilecekken alışkanlıklara, geleneklere, bilinçaltına, topyekün toplumsal ruha işlemiş bir suni dengenin kırılması göreli olarak daha zordur. Daha ısrarlı bir çaba gerektirir. Biz buna devrimci savaş diyoruz.

Gelin görün ki devrim-karşı devrim hesaplaşmasında karşı devrimin devrimi tüketme gücü, kabiliyeti devrimin halklaşmasındaki yapısal pürüzler nedeniyle devrimin kendini üretme gücü ve kabiliyetinden daha baskın oluyor. Bu durumda oportünizm, tasfiyecilik ve teslimiyet devrim üzerinde daha etkili olabiliyor. Burada bir fasit daire kuruluyor: Devrimin kendini üretebilmesi için halklaşması lazım ama halklaşabilmesi için de devrimci savaşta ısrarlı olabilmesi lazım.

Türkiye devrimci hareketinin öncüleri oligarşiyle tekil alanda yaptıkları mücadeleler itibariyle bugüne kadar bu ısrarlı sürekliliği sağlayamadılar. Farklı yapılar üzerinden yapılan zorlamalar yığılmalı, kümülatif bir birikim yaratamadı.

Bu derdin tek ilacı devrimci savaşın ortak kurmayını oluşturmaktı. Oluşturmaktır.

İşte bugün HBDH bize bu imkânı sağlamaktadır.

HBDH, komutan Agit’in savaşçılarıyla, Mahir’lerin, Deniz’lerin, İbo’ların takipçilerinin ısrarlı, kararlı bir devrimci savaşı sömürücü ve sömürgeci TC’ye karşı yürütme imkânıdır.

Bu nedenle bugün HBDH’yı oluşturmak Mahir’leri ve Agit’leri anmanın en anlamlı halidir.

Bu anlamı önümüzdeki zamanda somut devrimsel kazanımlara dönüştürmek Türkiyeli ve Kürt devrimcilerin görevidir.

Birlik, Mücadele, Zafer şiarımız yoldaşların anılarına bağlılığımızın somut ifadesi olacaktır.

Devrimci selam ve saygılarımızla..

Yazdır